Tesadüf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tesadüf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

03 Mayıs 2011

Belki de sadece tesadüftür 6

İngilizce'de couch potato diye bir kelime grubu var. Yani kanepe patatesi. Şu hepinizin evinde bir tane olan cinslerden. Elde kumanda; televizyon karşısına geçip tüketir, tüketir, tüketirler. Tarantino'nun senaryosunu yazdığı "True Romance/Çılgın Romantik" adlı film, Brad Pitt'in ilk dikkat çektiği filmlerden birisidir (1993). Bu filmde Floyd adlı bir kanepe patatesini canlandrıran Brat Pitt kısacık rolüyle bile sahne çalmayı başarmıştır ve sonrasında "Fight Club"lar "Se7en"lar gelmiştir. Bütün gününü kanepe üzerinde tv izleyerek ve abur cubur tüketerek geçirir. "Kaybedenler Klübü"nü izlerken, Murat karakterinin Floyd'a feci şekilde benzediğini farkettim. O da tüm gününü şu tek kişilik koltukta geçiriyor ve hiçkimseye bir faydası yok. Kumandalı bir resmini bulamadım ama sıklıkla televizyon izliyor. Aslanların cinsel hayatını anlatan belgeseller izliyor. Bu sahne de sanırım "Requiem for a Dream/Bir Düş İçin Ağıt"ta geçiyordu. Neyse ben yine geleneğimi bozmuyorum ve belki de sadece tesadüftür demek istiyorum. "Kaybedenler Klübü" mü dediniz? Popüler kültürün dışındaymış ayaklarına yatıp da çaktırmadan içinde olmayı başarıyor. Son iki üç yılda barda elindeki şişeden bira içen ne kadar çok karakter gördüm öyle!   

27 Eylül 2009

"Das Experiment" (2001)

Böyle başlığında das, auf olan filmleri çok severim (Das Boot, Das Leben der Anderen, Auf der anderen Seite, Angst essen Seele auf gibi). Şu sonuncusuna değinmem lazım bir ara, çok ilginç bir film. Her insanda hali hazırda var olan şiddet eğilimini, şerefsizleşme potansiyelini bilimsel bir şekilde ortaya çıkarmak için tasarlanan ve rastgele seçilmiş 20 bireyi bir hapishaneye tıkarak işe girişen bir deneyi konu alıyor Das Experiment (Deney, Oliver Hirschbiegel, 2001). Tıpkı A Clockwork Orange'da (Otomatik Portakal, Stanley Kubrick, 1971) olduğu gibi. Das Experiment'te gönüllük esas ve işin sonunda para vadedilirken, A Clockwork Orange'da faşizan bir şekilde mahkumlar bu deneyin kobayı oluyorlar. Das Experiment'in başrolünde Fatih Akın'ın favori oyuncularından Moritz Bleibtreu oynuyor. Bleibtreu zaten dünyaya oyuncu olarak gelmiş bir isim bana göre. Inglorious Basterd'de (Soyguncular Çetesi, Quentin Tarantino, 2009) olduğu gibi; yine bir Alman, unutulmaz bir şerefsiz portresi çiziyor. Jestus von Dohnanyi'nin oynadığı Gardiyon Berus performansı görülmeye değer. İtiraf edeyim, Alman sinemasını Fransız sinemasından daha çok seviyorum. Çok iyi filmler yapıyorlar. Das Experiment de bunlardan biri. Bu arada filme sesiyle destek veren Fatih Akın'ın, Auf der anderen Seite'nin (Yaşamın Kıyısında, 2007) bitişiyle ilgili olarak Das Experiment'ten etkilendiğini düşünüyorum. Belki de sadece tesadüftür.

19 Temmuz 2009

Belki de sadece tesadüftür 5

Bir önceki yazımda bahsettiğim üzere, bazen bir şeyler bilmek filmlerden alacağınız tadı azaltıyor. Amores Perros'u (Paramparça Aşklar, Köpekler, Alejandro Gonzalez Inarritu, 2000) izleyenler, Gece 11:45'i (Ercan Durmuş, 2005) izlerken benim gibi sinirlenmiş olabilirler. Araklama olduğu bu kadar mı çaktırılır? O kadar benziyorlar ki...Birbirinden bağımsız gibi gidip finalde kesişen üç ayrı hikaye barındırmasından tutun da hikayesi olan berduş adam karakterine kadar. Evlilik dışı ilişki yaşayan kadın karakteri de bonusu. Töre cinayeti sosunu "adaptasyon yaptık" demek için mi katmışlar acaba? Feridun Düzağaç da çok çok kötü oynamış bu arada. Amores Perros'taki El Chivo'ya benzetmeye çalışmışlar ama hiç olmamış. Yelda Reynauld karakterinin alamancı şivesi de pek bir eğreti duruyor. Filmde ilginç olan tek şey lavuk dizi yazarı rolünde Çağan Irmak'ı izlemek. İzlememiş olanlar için; Amores Perros, 2000li yılların en önemli filmlerinden biridir. Kusursuz kurgusuyla, karizmatik oyuncularıyla, belgeselvari görüntü yönetimiyle benzersiz bir filmdir. Bir daha izleyesim var.

07 Nisan 2009

Belki de sadece tesadüftür 4



Tesadüf olması bana pek olası gelmiyor. Quentin Tarantino'yu dahi ilan edenler olduğu gibi, hırsız ilan edenler de var. Filmlerinde eski olan birçok şeye gönderme bulursunuz. Kendisi "When people ask me if I went to film school I tell them, 'no, I went to films.'" demiştir. Yani "insanlar bana film okuluna gidip gitmediğimi sorduklarında, onlara 'hayır, ben filmlere gittim' derim". Bu gittiği, izlediği filmleri asla unutmaz ve onlara bir şekilde kendi filmlerinde yer verir. Kill Bill Vol:1'da (Quentin Tarantino, 2003) ilginç bir replik vardır. "My name is Buck, and I am here to f**k"...Bu replik, Tobe Hooper'ın (evet, Teksas Katliamı'nın yönetmeni) 1977 tarihli Eaten Alive adlı korku filmine ait. Demek ki filmi unutamamış olmalı ki gönderme yapmış. Tuhaf bir film olarak değerlendirilebilecek bir film olan Eaten Alive, bence öyle unutulamayacak bir film değil. Ama bir önceki yazımda değindiğim The Unborn (Doğmamış, David S. Goyer, 2009) adlı sirk gösterisinden kat kat üstün bir film...

04 Ocak 2009

Belki de sadece tesadüftür 3

Raising Cain (1992)


Psycho (1960)
Söz konusu kişi Brian De Palma olunca tesadüf olmadığını Moğolistan ÖSYM Başkanı da biliyor ama ben yine de belgelemek istedim. Psycho'daki (Sapık, Alfred Hitchcock, 1960), içinde kadın cesedi bulunan arabayı bataklığa atma sahnesinin aynısı Raising Cain'de (İçimizdeki Şeytan, Brian De Palma, 1992) de var. Brian De Palma'daki Hitchcock esinlenmelerine itirazım olmadığını belirtmiştim. Bu arada kendisinden son zamanlarda ne kadar çok bahsettim değil mi? Neyse; Raising Cain, O'nun merak ettiğim son filmiydi. Fazlasıyla tatmin olduğumu söylebilirim. Bu adam bölücü. Ekranı bölüyor, kişilikleri bölüyor, cinsiyetleri bölüyor, yapışık ikizleri bölüyor ve bunu çok iyi yapıyor. Psycho içinse çok çılgın projelerim var. Devam filmlerini izleyeceğim, bana şans dileyin. Kan grubum B Rh -.

01 Ocak 2009

Belki de sadece tesadüftür 2


The Party'ye (Parti, Blake Edwards, 1968) ilerleyen günlerde değineceğim. Sivri Akıllılar'a (Zeki Alasya, 1977) ise değineceğimi pek zannetmiyorum.

23 Aralık 2008

Belki de sadece tesadüftür 1

Ace Ventura: Pet Detective (Budala Dedektif, 1994)

Recep İvedik (2008)

"Belki de sadece tesadüftür" serisini başlatıyorum. Takdir sizin..

22 Eylül 2008

Ne koydun la kafana?


Dario Argento'nun en iyi "giallo"larından biri olan Tenebrae'de (1982) Levent Kırca'nın meşhur skecini hatırlatan bir sahne var. Acaba "esinlenme" var mı diye düşünmeden edemiyor insan. Argento ve Kırca'nın çok farklı iki branşta eser verdiklerini düşününce bu düşünce pek geçerli gibi görünmüyor. Sahi, Dario Argento sever misiniz?