Emir Kusturica etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Emir Kusturica etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
10 Ekim 2010
Emir Kusturica gitti
Çok sevdiğim ve birçok filmini izlediğim Emir Kusturica Türkiye'den ayrıldı, belki de bir daha gelmeyecek. Hiçbir filminde İslam karşıtlığı görmedim Kusturica'nın. Aksine insan ve doğa sevgisi, yaşama tutkunluk düzeyinde bağlılık, yerel motifleri fetiş düzeyinde kullanma vardır onun sinemasında. Aynı zamanda zamanla yitirilen değerler, zedelenen vijdanlar, kaybedilen insanlıklar falan çok inceden inceye seyirciye aktarılır. Bugün Taraf gazetesinden Yıldıray Oğur kendisinin "ne olmuş yani müslüman kadınlar hamile kalmışlarsa, kürtaj olsunlar olur biter" dediğini yazmış. Ben internetteki araştırmalarımda bu veya buna benzer kadınlara yönelik bir demecine rastlamadım. Rastlayan varsa lütfen yorum bölümüne bıraksın, biz de aydınlanalım. Kendisi kadınlara yönelik bir şey söylediğini reddediyor. Ntv'deki röportajı bu linkte. Giderken söyledikleri de burada. Burnuma pis kokular geliyor. Cuma akşamı Almanya-Türkiye futbol müsabakasında Mesut Özil'i yuhalayanlarla aynı frekanstaysalar bütün bunların arkasındakiler, sizinle aynı gezegende bulunmaktan bile üzüntü duyuyorum.
24 Ağustos 2010
İki harika otobiyografik kara mizah örneği
Önce biraz daha fazla harika olanından başlayayım:Coen'lerin "No Country for Old Man/İhtiyarlara Yer yok"undan sonraki "Burn After Reading/Aramızda Casus Var"ını biraz zayıf bulmuştum. Beklediğim kara komedi şaheseri nihayet geldi. Bire bir örtüşmese de otobiyografit ögeler filmde fazlasıyla mevcut. 60ların Amerika kırsalında, Yahudi bir ailenin daha doğrusu Yahudi bir aile babasının başına gelenleri sinema dünyasında Coen'lerden daha iyi anlatabilecek kimse yoktur her halde. Bir bahtsız bedevi filmi olarak Oliver Stone'un "U-Turn/Kaybedenler"ine benzettim "A Serious Man/Ciddi Bir Adam"ı. Oldukça kişisel ve biraz cemaat içi bir film olmasına rağmen, "A Serious Man"deki kara mizah duygusu seyriciye kolaylıkla geçebiliyor. Star olsun olmasın çok iyi oyuncu yönetimi ve çok iyi görüntü yönetimi artık Coen'ler için standart oldu. Oralara hiç bulaşmıyorum ama bence artık üst düzey zeka ürünü olmak da Coen'ler için standart olmaya başladı. Umarım yutmam bu lafı. İki sene sonra görüşürüz.
Biraz daha az harika olanı ise Emir Kusturica'nın "Scejas li se Dolly Bell/Dolly Bell'i Hatırlıyor Musun?". Bu filmde aynı şekilde bire bir bir otobiyografi değil ama Kusturica çok iyi bildiği, çocukluğunun Saraybosna'sını anlatıyor. Sosyalist olmaya çalışan bir idareye geçiş dönemi sancılarıyla karışık hayata yeni yeni gözlerini açan bir ergenin traji-komik maceraları ve hüzünle yoğrulmuş aşk hikayesini anlatıyor "Scejas li se Dolly Bell". Her şeyi parmaklarının arasından akıp giden ve kahreden bir aşk yaşayan Dino sürekli tekrarlıyor "her gün daha iyiye gidiyorum" ama ,özür diliyorum, nah iyiye gidiyor. Buradaki bu argo ifadeyi Kusturica'nın ne kadar da başarılı bir kara mizah örneği sergilediğini vurgulamak için kullandım. filmde bazı teknik sorunlardan kaynaklanan negatif durumlar mevcut ama onlar da hoş görülebilecek şeyler. 1981 yılında Yugoslavya'da ilk filmini çeken Kusturica'nın bu şartlar altındaki başarısını takdir etmek zorundayız.
25 Haziran 2010
Sinemada türler
Sinemada türleri kestirmek artık eskisi kadar (60lı, 70li yıllar) kolay olmuyor. Tür kırması, alttür, anaakım, bağımsız, gerilim, romantik komedi, dram, aksiyon, yol, biyografi, mockumentary, shockumentary, blaxploitation, istismar, kara gibi kelimeler yeteri kadar kafa karıştırıcı. Film türlerinin İngilizcesi ve Türkçesinde de farklılıklar mevcut. Kelime anlamı macera olan adventure, film türü olarak Türkçedeki yol filmi kavramıyla karşılığını buluyor. "Little Miss Sunshine/Küçük gün Işığım" veya "Yüzüklerin Efendisi" örnekleri IMDB'de adventure filmi olarak kayıt altına alınıyor. Bir filmin adventure filmi olabilmesi için içinde bir yolculuk olması gerekiyor. Harika film "Transamerica" trajikomik bir hikaye midir yoksa bir yol filmi midir sizce? Dedim ya eskiden hatlar daha keskindi. Mesela Hitchcock filmleri, "Trouble with Harry/Harry ile Derdimiz" dışında gerilim veya korkudur. Nora Ephron filmleri romance yani romantik komedidir. Dario Argento filmleri giallo'dur(İtalyanca sarı demek, başka yazı konusu). Bir Tarantino filmine hangi tür diyeceğiz? İyi bir örnek olmadı; çünkü bunun için Tarantinesque diye bir kelime icad edildi. Bir Kusturica filmine sadece komedi filmi demek ne kadar adil? Günümüz filmlerini kategorize etmek beyhude bir çaba olarak kabul edilir çokları tarafından; ancak benim gibi arşiv yapanlar için durum vahim. Aradığım filmi kolaylıkla bulmak için bir tür kategorisine koymak zorundayım ve ben de resimde görüldüğü gibi yöntemler seçtim. Bir Türk filmi ne olursa olsun Türk filmidir mantığıyla yola çıkarak en kolay sınıflandırmayı bu filmlerde yapıyorum. Benzer bir şekilde animasyonlar da ne olurlarsa olsunlar son tahlilde animasyondurlar diye o güzelim komedi veya dramları bir kalemde sildim. Birbirlerine yakın türler var: sanat, bağımsız, yol, düşük bütçeli...Klasörden her birine örnek vermek gerekirse, sırasıyla: "Tystnaden/Sessizlik", "Wristcutters: A Love Story/Bilekkesenler. Bir Aşk Hikayesi", "Paris, Texas", "It's a Free World…/Özgür Dünya". Korku, gerilim ve karadan (noir) birbirine daha yakın ne olabilir? Bilim kurgu ve fantazi de yakın akraba. Aslında aksiyonun alttürü olabilecek western ve savaş filmlerini de yan yana iliştirdim. Hımm! Aslında dram ve mystery'i (gizem) ayırabilirmişim. Komedi, romance ve belgesel mecburen yalnız kaldılar. Türlere çok takılan bir sinemasever değilim, ancak pratik olması bakımından böyle bir yol buldum.
26 Şubat 2010
"Maradona by Kusturica" (2008)
Maradona çok ilgi çeken bir figür. Sevaplarıyla çoğunlukla da günahlarıyla bir döneme damga vurmuş, dünyada en çok tanınan simalardan biri. Garip bir büyüsü var. O kadar skandala rağmen insanlar halen ona Maradona kilisesinde tapabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, normalde bazı handikapları bulunan Kusturica'nın belgeseli bile izlenebilir, etkileyici olabiliyor. Futbol blogları henüz bu filmi keşfetmedi, görecekseniz yakın zamanda bir çok blog bu filmi tanıtacak, filmden referanslar verecek. Onlardan önce bu işi ben yapayım dedim. Dediğim gibi Maradona öylesine etkileyici bir hayata sahip ki onunla ilgili her şey reyting elde ediyor. Filmin kurgusunu özentisiz buldum. Bir de Kusturica'dan; Maradona'nın hiç de inandırıcılığı olmayan siyasi, sloganvari konuşmalarından ziyade, onun futbolla ilgili yaşadıklarına daha fazla yoğunlaşmasını beklerdim. Bir dakika nereden geldim ben buraya? Aslından filmden ben de etkilendim ama bu doğrultuda bir film olsaydı bence daha iyi bir film olurdu. Maradona'nın kendi söylediği bir şarkı var filmde. Çok etkileyici bir şarkı. Youtube linki burada. Yasaktube linki de burada.
09 Şubat 2009
"Crna macka, beli macor" (1998)
Yeni Fellini olarak anılan Emir Kusturica; Goran Bregovic müzikleri eşliğinde, Balkanlardaki yerel motiflerin yoğun olarak kullanıldığı, sürekli bir cümbüş havası içinde geçen filmler çeker; fakat filmlerinde tuhaf bir kara mizah da vardır. Akılalmaz imgelerle seyirciyi şaşırtmayı sever ve beklenmedik anda sert bir kroşe indirebilir seyircinin suratına. En tipik filmi, Crna macka, beli macor'dır (Ak Kedi Kara Kedi, 1998). Kaotik bir ortamda geçen acayip bir aşk hikayesi anlatılır filmde. Bu filmin mizahı oluşturulurken sergilenen zekayı çok az filmde görebilirsiniz. Bu filmi izlemeye başlarsanız, zihninizi meşgul eden neler varsa hepsini geri dönüşüm kutusuna atarsınız. Nuri Bilge Ceylan'ın Uzak (2002) filmini izlerken sıkılanlar, tam size göre.
08 Ekim 2008
20 adet izle-rahatsız-ol-midene-kramp-girsin filmi

Bu listeyi oluştururken de amacım on film seçmekti ve fazla film çıkmayacağını düşünüyordum ama yine çok fazla film çıktı ve yine kıyamadım.
1- The Texas Chainsaw Massacre (Tekas Katliamı), Tobe Hooper, 1974.
2- The Shining (Cinnet), Stanley Kubrick, 1980.
3- Rosemary's Baby (Rosemary'nin Bebeği), Roman Polanski, 1968.
4- Requiem for a Dream (Bir Düş için Ağıt), Darren Aronofsky, 2000.
5- Mystic River (Gizemli Nehir), Clint Eastwood, 2003.
6- Lost Highway (Kayıp Otoban), David Lynch, 1997.
7- Mulholland Dr. (Mulholland Çıkmazı), David Lynch, 2001.
8- U-Turn (Kaybedenler), Oliver Stone, 1997.
9- Le Pianiste (Piyano Öğretmeni), Michale Haneke, 2001.
10- Underground (Yeraltı), Emir Kusturica, 1995.
11- Freaks (Hilkat Garibeleri), Tod Browning, 1932.
12- Funny Games (Ölümcül Oyunlar), Michael Haneke, 1997.
13- Le Locatiare (Kiracı), Roman Polanski, 1976.
14- The Passion of the Christ (Tutku: Hz. İsa'nın Çilesi), Mel Gibson, 2004.
15- Dancer in the Dark (Karanlıkta Dans), Lars von Trier, 2000.
16- Midnight Express (Geceyarısı Ekspresi), Alan Parker, 1978.
17- İtiraf, Zeki Demirkubuz, 2001.
18- One Missed Call (Cevapsız Arama), Takashi Miike, 2003.
19- Meleğin Düşüşü Semih Kaplanoğlu, 2005.
20- Suspiria Dario Argento, 1977.
Görüldüğü gibi bu listeyi de korku filmleri domine ediyor. İlginçtir 1997 yapımı üç film var listede, demek ki 1997 yılı korkunç bir yılmış! Üniversiteye başladığım yıl olduğunu düşününce katılmamak elde değil benim açımdan.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
