Sinema tarihine baktığımda Alfred Hitchcock'un 1934 tarihli "The Men Who Knew Too Much/Çok Şey Bilen Adam" adlı filmini 1956 yılında aynı adla yeniden çektiğini, Michael Haneke'nin 1997 tarihli "Funny Games/Ölümcül Oyunlar"ı 2007 yılında "Funny Games U.S/Ölümcül Oyunlar" adıyla yeniden çevirdiğini, Türkiye'dense Memduh Ün'ün 1958 tarihli "Üç Arkadaş" adlı filmi 1971 yılında yeniden çektiğini hatırlıyorum. Japon yönetmen Takashi Shimizu'dan başka aynı projeyi üç defa hayata geçiren başka bir yönetmen bilmiyorum. Aslında bir yeniden çevrim olan John Carpenter'in tüyler ürperten filmi "The Thing/Şey" (1982) adlı filmin yeniden çevirileceğini okumuştum bir yerlerde. O gerçekleşirse aynı filmi üçüncü defa vizyona çıkmış olacak ama dediğim gibi üçünü de hayata geçiren başka biri bilmiyorum.
Beeeeeeaaaaaaaa!!! Hiç Garez filmi izlediniz mi? Ben altı tane izledim. Öncelikle filmin adından başlayalım. Ju-On olarak da bilinir Garez filmleri. Ju Japonca curse (lanet) anlamına gelen kelimenin, On da grudge (garez) anlamına gelen kelimenin ilk heceleriymiş. O halde filmin İngilizce adının Cur-Gru, Türkçe adının da Lan-Ga olması lazım da neyse. Tüm Garez filmlerinin dayandığı temel mantık şu: bir adam karısını (resimdeki Kayako) ve oğlunu (resimdeki çocuk Toshio) vahşi bir biçimde öldürür ve olayın geçtiği eve gelen herkes veya her aile bu nefrete maruz kalırlar. Bütün Garez filmleri bir kişinin adıyla anılan bölümlerden oluşur ve o bölüm de o kişinin akıl almaz tedirgin edici atmosferde Toshio ve Kayako tarafından korkutulması üzerinedir. Serinin hikayesi 2000 yılına gidiyor. Takashi Shimizu video piyasası için bir film çeker. Film The Curse (Ju-On, Lanet) olarak adlandırılıyor. Bu ilk film de temel Garez yapısı üzerine kuruludur. Filmin kulaktan kulağa yayılan başarısı üzerene Shimizu aynı yıl "The Curse 2"yi çeker. Bu filmin ilk yarım saati birinci filmden bazı bölümlerin aynısı olup geri kalanı yeni bölümler şeklindedir. Bu projenin tuttuğunu gören Shimizu, filmleri sinemada gösterime sokmak üzere tekrar çeker. 2002 yılında "The Grudge/Garez", 2003 yılında "The Grudge 2/Garez 2" gösterime girer. Filmler gösterime girer girmez Sam Raimi (Örümcek Adam'ların yönetmeni) filmlerin haklarını satın alır. Ve altyazı okumayan tembel ve salak Amerikan halkı için 2004 yılında İngilizce "The Grudge" ve 2006 yılında "The Grudge 2" projeleri Shimizu tarafından hayata geçirilir. Bu iki film de aslında Japonya'da geçer ama karakterler Amerikalıdır ve İngilizce konuşmaktadırlar. Ben seriyi tersten takip ettim. Dört beş sene önce 5. ve 6. filmi izlemiştim. Geçen hafta son zamanlardaki Japon korku filmi merakımın etkisiyle şunların bir de Japon versiyonlarını izleyeyim bari diyerek 3. ve 4. film izledim. Sonra bunların da aslında bir video versiyonları olduğunu öğrenince 1. ve 2. filmleri izledim. Filmleri pek birbirlerinden ayırmıyorum. Hepsi de beni bazı konularda yeterince tatmin etti, bazı konularda ise memnun etmedi. Memnun etmediği konular: tüm Uzakdoğu filmlerinde yaşadığım sorun olan tiplerin ve isimlerin birbirlerine çok benzemesinden dolayı dikkat dağılması sorunu. Kioto, Kayako, Kazmao, Küreko...Hepsinin dışı görünüşü ve ses tonları da çok benzeş olduğu için kağıt kalemle not tutmadan bu filmleri izlemek zor. Japon korku filmlerinde mantık arama işini uzun zaman önce bırakmış olmama rağmen Garez serisinin mantıksızlık konusunda Halka serisine veya Cevapsız Arama serisine tur bindirdiğini söylemeliyim. Beni tatmin eden konulara gelirsek, bir korku filminden beklediğim birinci özellik olan tekinsiz atmosfer yaratımı konusunda bütün Garez filmleri sınıfı geçti. Hele o merdivenler yok mu? Tavan araları...Açılan kapılar...İnsanda müthiş bir soğukluk ve tedirginliğe sebep olan, fazla aydınlık olmayan evler, işyerleri...Bazı karakterlerin anlaşılmaz tavırları, özellikle Toshio'nun tedirgin edici bakışları falan bütün bunlar Garez serisini benim için unutulmaz kıldı. Özellikle 3. ve 4. filmin çok tedirgin edici bulduğumu söylemeliyim. Mutfaktan ayva almaya bile zor gittim mesela. Bira eşliğinde izlemek zorunda kaldım bazı filmleri. 2009 yılında gösterime giren "The Grudge 3" var. Yönetmen Shimizu değil ve Toshio ve Kayako rollerinde başkaları oynuyor. Ve Amerika'da geçiyor. Seriyi tamamlama adına izlerim belki ama çok kötü olacağını şimdiden seziyorum. Bir batıl inancım da seriyi tamamlayan herkesin bu gareze maruz kalacağı yönünde..Bakalım göreceğiz. Beeeeeaaaaaaa!
Yeniden Çevrim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yeniden Çevrim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Aralık 2010
24 Temmuz 2009
İki manyak yeniden çevrim
Bu bloğu takip edenler bilir ki yeniden çevrime karşı olan birisiyim. Orijinal bir şeyler yaratmanın daha önemli olduğunu düşünüyorum. Bu yeniden çevrimler genelde asıllarından kötü olurlar, ancak bazen böyle daha iyileri de çıkar. Elbette ki bu yazıda ele aldığım iki yeniden çevrimin asıllarından daha iyi olması, onların asıl filmlerin mirasını sömürdükleri gerçeğini değiştirmiyor. My Bloody Valentine (Sevgililer Günü Katliamı, George Mihalka, 1981) Tarantino'nun favori korku filmlerinden olması sebebiyle ilgimi çekti. "Gördüğüm en kanlı film" demiş Tarantino. Filmlerdeki kan, revan olayları için gore kelimesi kullanılır İngilizcede. Şöyle bir karşılaştırma yapayım: Yeniden çevrimdeki (Patrick Lussier, 2009) gore oranı FC Barcelona'nın oynadığı futbolsa, orijinal filmdeki gore oranı FC Konyaspor'un oynadığı futbol olabilir anca. O dönemlerde omurilikten aşağıya çınnn diye bir ses göndermiş olabilir; fakat günümüzde pek etkilemiyor. Yeniden çevrimdeyse, Harry Warden iyi kazma-kürek işi çıkartıyor. Vuruyor, kırıyor, kesiyor, biçiyor...İbrahim Üzülmez'in futbolu gibi bir şey bu. Hassas bünyeler uzak dursun. Basında bazı haberler okudum. Filmi iyice araştırmadan, etmeden; romantik bir film zannedip sevgililer gününde filme giden çiftler olmuş. Eğer bu çiftlerdeki dişi kişilik salaksa, aralarında nasıl diyaloglar geçti merak ediyorum doğrusu. Yeniden çevrimin kurgusunun daha zekice olduğunu da belirtmeyelim. My Bloody Valentine (2009) benim gördüğüm en kanlı filmlerden biriydi.
İkinci filme gelirsek, şu afişe bakar mısınız? "Korkudan bayılmamak için sürekli kendinize bu sadece bir film, bu sadece bir film diye tekrarlayınız" diyor. Yeniden çevrimi (2009), amcamın oğlu Haydarla sinemada izledik. Orijinal filmin, Wes Craven gibi korku filmlerinin duayeni bir adamın 70lerde geçen, kötü şöhretli bir film olduğunu öğrenince iyice merakım arttı. İzleyince karşılaştırma yapabildim. Yeniden çevrimdeki gore oranı Lionel Messi'nin oynadığı futbolsa, orijinal filmdeki gore oranı Ümit Ozan'ın (eski FC Çaykur Rizesporlu, kalın bacaklı futbolcu) oynadığı futbol olabilir anca. Aynı şekilde, kurgusu daha iyi yeniden çevrimin.
Böyle istisnalar olabiliyor. O yüzden futbol pardon sinema sürprizlere açık bir oyun-sanat dalı.
09 Temmuz 2009
Nayır, nolamaz!
Sinema dergisinin bu ayki sayısından öğrendiğim üzere, yakın zamanda Hollywoodun yeniden çevirmeyi planladığı filmler şunlardır:Suspiria (Dario Argento, 1977),
Sunset Blvd. (Sunset Bulvarı, Billy Wilder, 1950),
A Nightmare on Elm Street (Elm Sokağı Kabusu, Wes Craven, 1984),
Escape from New York (New York'dan Kaçış, John Carpenter, 1981),
The Birds (Kuşlar, Alfred Hitchcock, 1963),
Das Leben der Anderen (Başkalarının Hayatı, Florian Henckel von Donnersmarck, 2006),
Fahrenteit 451 (François Truffaut, 1966).
Yuh diyorum! Das Leben der Anderen eski Doğu Almanya'da geçiyordu, Amerika'da nerede çekeceksiniz bu filmi? Suspiria'daki renk yönetimini nasıl yakalayacaksınız? Escape from New York'daki Snake Plissken'in boğuk ses tonunu hangi aktörle yakalamayı planlıyorsunuz? Sunset Blvd.'ın başındaki havuzda boğulma sahnesini tekrar çekmeye nasıl cesaret ediyorsunuz? Bülent Ecevit yaşasaydı ve "birileri bu adamlara haddini bildirsin" diye bağırsaydı ne iyi olurdu.
Not: Bu yazıda kullanılan resim, google görsellere "plunder" kelimesi yazılarak bulunmuştur.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
