Klasik sahne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Klasik sahne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

04 Aralık 2011

Klasik sahne 5: Az iş çok laf



1979 tarihli, Kartal Tibet'in yönettiği "Umudumuz Şaban" filmi elbette toplumcu gerçekçiliğin en yetkin örneklerinden biri değil ama ilerici unsurlar barındırması açısından önemli. Benim için klasik bir sahnedir bu sahne. Prensibim az iş çok laf...Sağ siyaseti çok iyi özetliyor.

12 Ekim 2010

Klasik sahne 4: It's gonna be all right Nicki


The russian roulette - The Deer hunter
Yükleyen jedall. - Tüm sezonlar ve tüm bölümler

İşte gerçek bir klasik sahne. Michael Cimino'nun 1978 tarihli "The Deer Hunter/Avcı"sı savaş karşıtı filmler içerisinde çok önemli bir yere sahiptir. Onunla ancak "Apocalypse Now/Kıyamet" veya "Full Metal Jacket" aşık atabilir. Bu videoyu hazırlayanlar her ne kadar biraz fantaziye kaçmışlarsa da bu sahne dayanması zor bir psikolojik baskı sahnesidir filmde geçen. Savaşın tüm pisliğini iliklerine kadar hissettirir insana. "It's gonna be all right Nicki" repliği ve o Vietnamlı adamın "maaoouuw" (maaoouuw Vietnamca'da tetiğe bassana lan ayı anlamına gelir ve maaoo-tetik kökünden gelmektedir) şeklinde DeNiro'ya gömmesi benim için gerçekten bir klasiktir. Paylaşmak istedim. Paylaşımın için teşekkürler dostum (Türk forum geyikleri)...

16 Haziran 2009

Klasik sahne 3



Klasik sahne serisini başlatırken aklımda bana göre klasik olan sahneler vardı. Elbette bunlardan bazıları herkesçe klasik olarak kabul edilen sahneler olacaktı; ancak üstteki videoda izleyeceğiniz sahneyi sanırım yeryüzünde kimse klasik bir sinema sahnesi olarak değerlendirmez. Nazmi Özer adlı yönetmenin 1982 yılında çevirdiği Arkadaşım adlı bir film var. Televizyonlarda beş milyon kere gösterildi, mutlaka denk gelmişsinizdir. Bu filmdeki kavga sahnesinde çok gülerim. Amelelik literatüründe beş-on diye adlandırılan bir odun türü vardır. Kenarları beş ve on santim uzunluğunda olduğu için bu adı almıştır. Videonun 56.-59. saniyeleri arasında İbrahim Kurt (sarışın kavga figüranı) Fikret Hakan'a beş-onla öyle bir vuruyor ki gülmekten kırılıyorum. Bu darbeleri yiyen bir insanın tekrar ayağa kalkması da zor bir iş. İşte benim için klasik bir sinema sahnesi...

04 Mart 2009

Klasik sahne 2



Klasik sahne serisini başlatırken aklımda bu sahnenin olduğunu söylemiştim. Il Buono, il Brutto, il Cattivo (İyi, Kötü, Çirkin, Sergio Leone, 1966) sinema nedir sorusuna çekinmeden cevap olarak verebileceğim bir başyapıt. Tıpkı türküler gibi kollektif belleklerde yaşatılır bu film. İzlememiş olanlar bile farkında olmadan hakkında bazı bilgilere sahiptir. Tabi bunda Ennio Morricone'nin tema müziğinin payı büyüktür. Bu düello sahnesinde ben o müziğin olduğunu sanıyordum fakat başka bir müzik varmış. Tam beş dakika sürüyor düello sahnesi, Sergio Leone tarzı yakın çekimlerle gerilim en üst seviyeye ulaşıyor. Büyüleyici bir havası var bu sahnenin. Düelloyu kimin kazanacağı ayan beyan anlaşılsa da bu gerilimi tutturmak tam usta yönetmenlerin yapacağı bir iş. Bazı kimseler altı üstü bir "koboy filmi" deyip burun kıvırsa da Il Buono, il Brutto, il Cattivo biçimsel bir şaheserdir bana göre. Bir adı bile olmamasına rağmen Clint Eastwood da sinema tarihinin en karizmatik kahramanlarından birini canlandırır.

17 Şubat 2009

Klasik sahne 1



Klasik sahne adında yeni bir seri başlatmak niyetindeydim. Bu seriyi, Il Buono, il Brutto & il Cattivo'daki (İyi, Kötü, Çirkin, Sergio Leone, 1966) düello sahnesiyle başlatmayı düşünüyordum. Nereden estiyse uzun zaman sonra Yılmaz Güney'in Arkadaş (1974) filmini izlemek geldi içimden ve seriyi bu filmdeki klasik sahneyle başlatmaya karar verdim. Filmin son sahnesi unutulmazdır. Bu film, sinema seyircimizin belleklerinde yaşattıkları filmlere bir örnektir. Bunun sebebi de biçimsel olarak o dönemde çağdaşlarından oldukça farklı olması, Yılmaz Güney ile Melike Demirağ'ın perdedeki uyumlu elektriği ve Yılmaz Güney'in karizmasıyla, sempatikliğiyle diğer oyuncularla birlikte unutulmaz bir kompozisyon sergilemesidir. Close-up denilen yakın çekimlerle, zoom denemeleriyle, başarılı ışık yakalanmasıyla bu film biçimsel olarak o dönemki filmlerin bayağı bir ilerisinde. İnsanlığın kurtuluşu için yol gösterdiğini düşünen filmin eksileri; sürekli slogan atar gibi mesaj vermesi ve toplumsal sınıfları yanlış değerlendirmesi bana göre. Burjuva sınıfını tamamen düşkün, işçi köylü sınıfını da tamamen erdemli olarak gösteriyor. Ben hayatta böyle bir matematiğin olmadığını düşünüyorum, bu sebeple filmi eksik olarak nitelendiriyorum.