Sunset Blvd. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sunset Blvd. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

09 Kasım 2011

"Lost Highway"i tekrar izlemek


Fred: That's fucking crazy, man.

Bundan yaklaşık sekiz sene önce Lynch'in en önemli üç filmi "Blue Velvet/Mavi Kadife" (1986), "Lost Highway/Kayıp Otoban" (1997) ve "Mulholland Dr./Mulhollan Çıkmazı"nı (2001) üç gün üst üste izlediğimde feleğimi şaşırmıştım. Bu filmleri, şimdilerde Anadolu Grubu'nun termik santral yapmayı planladığı ve halk direnişiyle karşılaştığı Sinop'un Gerze ilçesinde, kışın, şehrin dışında bir apartmanda ve koskoca apartmanda yalnız başıma izlemiştim. Yani atmosfer Lynch atmosferiydi. Filmleri izledikten sonra hemen yatmak istiyordum. Yeni, güzel, temiz bir gün başlasın istiyordum çünkü. Beni en çok "Mulholland Dr." etkilemişti ama "Lost Highway"i de tekrar izlemek yıllardır aklımda olan bir şeydi. Bitmek bilmeyen, çoklu gönderilmiş şablon mesajlardan sıkıldığım için hayatıma renk katmak adına bu filmi tekrar izledim. Bu tür atmosferden büyük destek alan filmlerin ilk izlendiği zaman yarattığı etkiyi yaratması imkansız ama yine de Lynch'in kafasından geçenlere ve bunları anlatmadaki ustalığına şaşırmamak elde değil. Paranoyalar, kabuslar ve şeytanlıklarla dolu iki paralel hayatı anlatıyor Lynch. Kendisi açıkça anlam hakkında konuşmaktan rahatsız olduğunu, anlamın çok kişisel bir şey olduğunu ve bir şeylerin ne anlama geldiğini bilmenin iyi bir şey olmadığını ifade ediyor. Yani filmlerini anlaşılmak için çekmiyor. Peki ne için çekiyor? Bilmiyorum ama bildiğim şey izleyenleri rahatsız etmede üstüne yok. Bunu da sofistike bir biçimde yapıyor. Bir kitapta Lynch'in "Sunset Blvd./Sunset Bulvarı" (1950) ve "Rear Window/Arka Pencere"deki (1957) sinematografiden çok etkilendiğini okumuştum. Bu filmde de "Rear Window" olmasa da "Vertigo/Ölüm Korkusu" (1958) ve "Sunset Blvd." etkileri gözlerden kaçmıyor. Öldüren kadın (femme fatale) rolündeki karakterin saç renginde gerçekleşen değişimler ve erkeğe yaşattıkları bu iki filmi direkt akla getiriyor.
Cenneti mi tercih edersiniz cehennemi mi? Ben cehennemi tercih ederdim, çünkü Tayyip Erdoğan, Bülent Arınç, Fethullah Gülen, Ali Ağaoğlu, Sinan Çetin, Acun Ilıcalı falan cennette olacak. Cennet sıkıcı bir yer bana göre. Sinemada cehennemi en iyi anlatan kişi de David Lynch. "Lost Highway" gerçek bir cehennem. Saygı duyulacak tek bir öge yok. Gidip bir çay koymalı ve "Sev Kardeşim" şarkısını dinlemeliyim.

26 Ağustos 2010

Billy Wilder garantidir

Sürükleyici bir film arıyorsanız Billy Wilder'a yönelmenizi tavsiye ederim. Kendisi klasik Amerikan sinemasının en parıltılı yönetmenlerinden birisidir. Bugün Avusturya topraklarında yer alan, o zamanlarsa tarih derslerinden aşina olduğum Avusturya-Macaristan imparatorluğunda yer alan bir yerde doğan Wilder, Yahudi Soykırımından kaçmak için Amerika'ya göç etmiştir ve Hollywood'un en saygın yönetmenlerinden biri olmuştur. Bir çok türde (komedi, dram, kara, savaş, romantik komedi) çok başarılı eserler vermiştir. Kendisine özgü mizah anlayışıyla, çok yönlü karakter yaratımıyla ilgiyle izlenebilen filmler çekmiştir. Şu resimdeki Marilyn Monroe pozu popüler kültüre ait bir ikondur ve "The Seven Year Itch/Yaz Bekarı" (1955) filminde bir sahnede geçer. Aslında filmde çok da uzun olmayan ve tanıdık resimlerle alakası olmayan bir sahnedir; ancak daha sonra bu sahnede geçtiği düşünülen Monroe'ya ait çok sayıda fotoğraf çekilmiş ve popüler kültüre servis edilmiştir. Şehnaz Dilan, Seda Sayan, Christina Aguilera gibi gerekli gereksiz bir çok kişi bu sahneyi taklit etmiştir. "The Seven Year Itch" Wilder'ın daha önemli olan romantik-komedisi "The Apartment/Garsoniyer" kadar olmasa da sürükleyici, hoş bir romantik komedi. Monroe aptal sarışın rolünde göz dolduruyor. Tom Ewell da aptal sarışınlara sulanan erkeklerin ne kadar aptal olabileceği konusunda çok başarılı bir kompozisyon çiziyor. Çok hoş diyaloglar ve sahneler barındırsa da tiyatrovari havası bence filmin en büyük eksikliği. Sonuç olarak bir çırpıda izleyebileceğiniz ve gülümseyerek mouseunuzla çarpıya basabileceğiniz bir film "The Seven Year Itch".
En iyi beş Billy Wilder filmi:
1- "Sunset Blvd./Sunset Bulvarı" (Kara)
2- "The Apartment/Garsoniyer" (Komedi)
3- "Some Like It Hot/Bazıları Sıcak Sever" (Romantik Komedi)
4- "Stalag 17" (Savaş)
5- "The Lost Weekend/Kayıp Haftasonu" (Dram)

09 Temmuz 2009

Nayır, nolamaz!

Sinema dergisinin bu ayki sayısından öğrendiğim üzere, yakın zamanda Hollywoodun yeniden çevirmeyi planladığı filmler şunlardır:
Suspiria (Dario Argento, 1977),
Sunset Blvd. (Sunset Bulvarı, Billy Wilder, 1950),
A Nightmare on Elm Street (Elm Sokağı Kabusu, Wes Craven, 1984),
Escape from New York (New York'dan Kaçış, John Carpenter, 1981),
The Birds (Kuşlar, Alfred Hitchcock, 1963),
Das Leben der Anderen (Başkalarının Hayatı, Florian Henckel von Donnersmarck, 2006),
Fahrenteit 451 (François Truffaut, 1966).
Yuh diyorum! Das Leben der Anderen eski Doğu Almanya'da geçiyordu, Amerika'da nerede çekeceksiniz bu filmi? Suspiria'daki renk yönetimini nasıl yakalayacaksınız? Escape from New York'daki Snake Plissken'in boğuk ses tonunu hangi aktörle yakalamayı planlıyorsunuz? Sunset Blvd.'ın başındaki havuzda boğulma sahnesini tekrar çekmeye nasıl cesaret ediyorsunuz? Bülent Ecevit yaşasaydı ve "birileri bu adamlara haddini bildirsin" diye bağırsaydı ne iyi olurdu.
Not: Bu yazıda kullanılan resim, google görsellere "plunder" kelimesi yazılarak bulunmuştur.

28 Ocak 2009

"The General" (1927)

Sinema dünyasında hep bahsedilir. Charlie Chaplin, çağdaşı Buster Keaton'ı kıskanıp yolunu kesmiştir. Aslında Buster Keaton O'ndan çok daha yetenekli bir sinema insanıymış falan... Okuduğum birçok kaynakta, Charlie Chaplin'in kişiliği hakkında olumsuz görüş bildiren çok sayıda insan var. Bu konuda fazla yorum yapamayacağım. Elimdeki tek Buster Keaton filmi, 1927 tarihli The General (General, Buster Keaton, Clyde Bruckman) adlı film. Şarlo'nun filmleriyle beraber izlediğim en iyi komedi filmlerinden biri. Yine; kapasitesinin üstünde bir işe girişen, girişmek zorunda kalan, sakar, kırılgan, duygusal, azimli bir adamın bir görevi (task) ifa etmek için verdiği inanılmaz mücadele ve bu mücadele esnasında meydana gelen akıl almaz absürtlükleri anlatıyor The General. Çok eski zamanlardan unutulmaz bir film mi bakmıştınız? The General tam size göre öyleyse. Elimde başka bir Buster Keaton filmi yok, fakat Sunset Blvd.'da (Sunset Bulvarı, Billy Wilder, 1950) bir cameosu (ünlü kişilerin filmlerde görünmesi) olduğunu hatırlıyorum.