Kevin Smith etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kevin Smith etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ekim 2011

"Jersey Girl" (2004)

Film izlemediğim günlerde üzerimde garip bir durgunluk oluyor. Bir eksiklik hissediyorum. O yüzden her an izlenebilecek 90 dakikalık filmler olsun isterim elimin altında. Geçen sene Aki Kaurismaki'yi keşfettiğim zamanlarda bu konuda çok rahattım. O zamanlar da şimdiki gibi inanılmaz yoğundum ama 10 gibi falan eve geldiğimde 60, 70 dakikalık tipik bir Aki Kaurismaki filmi izleyebiliyordum. Maalesef Kaurismaki filmleri bitti. Kevin Smith'in de "Jersey Girl/Babasının Kızı" adlı filmi uzun süredir elimin altındaydı. Depremzedeler için bir şeyler yapmak istediğim için eve geç geldim ve beni yormayacak bir film izleme niyetindeydim. "Jersey Girl" devreye girdi ve ben buradayım dedi. Geçenlerde Bağımsız Sinema adlı bir kitap okudum.


Yazar Holm bu kitapta ilginç bir bilgi veriyordu. Bağımsız sinemanın tamamıyla bağımsız olması gerektiğini söylüyordu. Yani çekim, dağıtım ve gösterim aşamalarının yönetmen veya şirketi tarafından bizzat yapılması gerektiğini söylüyordu. Bu tanıma göre Star Wars'ların modern üçlemesi bağımsız film sayılmalıydı. Milyonlarca dolar masrafı ve bahsettiğim aşamaları Lucas tarafından karşılanmıştı. Ama bugün kimse Star Wars'a bağımsız film demiyor. Holm bağımsız film tanımının artık içeriğine göre yapıldığını söylüyordu. Yani sıradan insanların sıradan hayatlarını anlatan ve Sundance film festivaline katılan filmler için kullanan bir tanım olmuştu bağımsız sinema. Miramax, New Gate, Lions gibi şirketlerin aslında büyük studyoların taşeron şirketleri olduğu bilgisini de öğrenmiş oldum. Fark ettim ki ben de bu yanlışa düşmüşüm ve bağımsız diye adlandırdığım filmler hiç de bağımsız değilmiş. Ben de içeriğe göre bu kategorileştirmeyi yapıyormuşum. Yanlış bir tanım da olsa bu tanımı ve bu filmleri seviyorum. Gerçek bir bağımsız filme örnek olarak "Moral Bozukluğu ve 31"i verebiliriz o halde. Dağıtımcı, gösterimci yok. Her şey ilk elden. Kevin Smith'in de ilk filmi "Clerks./Tezgahtarlar" bu anlamda bağımsız. "Jersey Girl" de içerik açısından bağımsız. Yani sıradan insanların, Amerikan banliyölerindeki hayatlarını anlatıyor. Kaybedenler falan var. Bu film için kişisel bir film yorumunu yapabiliriz. Bir sene önce babasını kaybeden ve yine aynı dönemlerde bir kız evlat sahibi olan Smith, tamamen kendisinden esinlenerek bu filmi kotarmış. Tanıdık Smith mizahından eserler de yani üreme ve boşaltım organları temalı espiriler de çok az yoğunlukta hissediliyor. Kesinlikle iyi bir film değil "Jersey Girl" ama üzerinizde tuhaf bir etki bırakıyor. Klişelerin klişeleri var filmde. Aşk ve çocuk sevgisi üzerine benzer tezleri olan milyonlarca film bulabilirsiniz belki. Ama yine de "Jersey Girl" bunların yanında biraz daha samimi geliyor insana. "Jersey Girl", altı puan verdiğim ama sevdiğim filmlerden biri oldu benim için.


Jersey Girl - Trailer   Internapse

21 Eylül 2011

The Askewniverse


Farkında olmadan altı filmlik bir serinin aradaki filmlerini izlemeden ilk ve son filmlerini seyretmişim. Aslında izlediğim ilk Kevin Smith filmi “Zack and Miri Make a Porno/Garip Bir Aşk Öyküsü” (2008) ama o film bu altılının bünyesinde yer almadığı için konumuz değil. Richard Linklater’ın “Slacker/Aylaklar” (1991) adlı filmini izledikten sonra yönetmenlik yapabileceğine inanan Smith üç sene sonra kült “Clerks.” projesini hayata geçirir. Yaklaşık bir sene önce “Clerks./Tezgahtarlar” (1994) adlı yaratıcı filmi izlediğimde aklıma bu filmin devam filmini izlemek gelmişti. Geçen hafta “Clerks 2/Tezgahtarlar 2” (2006) adlı yine çok yaratıcı devam filmini izledikten sonra yaptığım araştırmada bu iki filmin bir altılının parçaları olduğunu öğrendim. Kevin Smith yapım şirketinin ismi olan “View Askew Productions”dan türeterek The Askewniverse  adlı hayali bir evren yaratmış. Her filminde görülen Star Wars hayranlığına atfen hayali de olsa bir evren kurmak istemiş Smith. Bu hayali evreni anlatan altı uzun metraj filme ilaveten çizgi romanlar, tv dizileri, kısa filmler ve video klipler de mevcut. Filmleri kısaca tanıtayım:

“Clerks./Tezgahtarlar” (1994)
Bütün filmlerde hayırla yad edilen Quick Stop adlı bakkal dükkanında geçen sıra dışı olaylara çok da yabancı olmasa gerek Smith. Kendisi orada çalışıyormuş ve liseden arkadaşlarının yardımıyla ve bin türlü zahmetle bu çok renkli siyah beyaz filmi kotarmayı başarmış. Yakın zamanda bitirdiğim Bağımsız Sinema adlı kitapta bağımsız sinemanın tanımının ne kadar problemli olduğu anlatılıyordu. “Clerks.” gerçek bir bağımsız sinema örneği. Bütçe yönetmene ait. 50.000 dolara mal olan film üç milyon dolar hasılat yapıyor ve şöhretin kapıları Smith’e ardına kadar açılıyor. Filmdeki Jay ve Silent Bob (resimde görülenler) karakterleri daha sonra tüm seriyi domine edeceklerdir.

“Mallrats/Aylak Fareler” (1995)
Kendisine kapılarını açan şöhreti fazla geciktirmeden kullanan Smith kült projesinden bir sene sonra “Mallrats” adlı bana göre vasat komedi filmini hayata geçirir. “Clerks.”deki zeka parıltısından eser olmayan bu film vasat bir Amerikan gençlik komedi filmi gibi duruyor. Eski filminde gelişen olaylara ve bu filmin karakterlerine yaptığı göndermelerle The Askewniverse evreninin doğuşu seziliyor. Yine Kevin Smith’in hayranı olduğu Star Wars’a, Jaws’a, çizgi romanlara ve (bana göre) porno filmlere bir sürü göndermeler var. Seriden bağımsız bir film olsaydı izlenmese de olurdu diyeceğim ama sonraki filmlerde ne olup bittiğini anlamak açısından izlenmeli.

“Chasing Amy/Amy’nin İzinde” (1997)
Seride Tezgahtarlar’dan sonra en yaratıcı film, her ne kadar homofobik öğeler barındırsa da, bu oldu. Bu arada bu hayali evrende eşcinsellere yer olmadığını da belirtmeliyim. Eşcinseller, çok komik de olsalar, bir sürü esprinin malzemesi oluyorlar. Aynı şekilde siyahlar da. Koyu bir Katolik olduğu bilinen Smith’den fazlası beklenmezdi zaten. Zekice kurgulanmış bir senaryo ve ilgiyle izlenen bir film akışı söz konusu. Diyaloglar inanılmaz başarılı. “The Kids Are All Right” filminde olduğu gibi bu filmde de kadın eşcinselliği ciddiye alınmıyor. Kadın eşcinselliği derken acaba biz de aynı hataya mı düşüyoruz? Sanırım düşüyoruz, lezbiyenlik diyelim o zaman.

“Dogma” (1999)
Seride en içine giremediğim film bu oldu. “Mallrats” bile ender de olsa komik olmayı başarırken bu filme nedense hiç gülemedim. Katolik okulundan mezun olan Smith bu filmde resmen takva şov yapmış. Müthiş fıkıh bilgisini konuşturmuş. İncil’i okumuş bir insan olsam da (Kuran’ı iki kere) Hristiyan jargonuna pek hakim olmadığım için filmden pek bir şey anlamadım. Cennete tekrar girmek isteyen iki melek, Azrail ve çetesi, bir mesaj getiren melek, Muse (ilham perisi), 12. havari, ve nihayet Tanrı’nın kendisi… Ve bizim salak Jay ve Silent Bob ikilisi. Bütün bunlar filmde çatışıyorlar ve sonunda hak yolunu buluyor ama bana göre çok gereksiz bir film. Adı üstünde.

“Jay and Silent Bob Strikes Back/Sessiz ve Derinden” (2001)
Filmlerin Türkçe adlarına zaman zaman takıyorum ama bundan daha absürdünü görmemiştim. Bütün filmlerde iyi kötü ortaya çıkan Jay ve Silent Bob karakterleri nihayet bir filmde olayların merkezinde yer alıyorlar. Kendilerinden esinlenilerek yaratılan “Bluntman ve Chronicles” adlı filmi engellemek için Hollywood’daki Miramax stüdyosunu basmaya gidiyorlar. Tabi ki anlayacağınız üzere yolda başlarına inanılmaz olaylar geliyor ve her zamanki salaklıklarıyla işin üstesinden gelmeye çalışıyorlar. Her filmde olduğu gibi sayısız gönderme var. Eski karakterler bir bir arz-ı endam ediyorlar. Sevimli bir film. Çok zekice olmasa da diyaloglar yer yer güldürüyor.

“Clerks 2/Tezgahtarlar 2” (2006)
Aslında bu seriden daha fazla film çekmeme niyetinde olan yönetmen Smith, Jay rolünü oynayan arkadaşı Jason Mewes’a bir söz verir. Eğer Mewes uyuşturucuyu bırakırsa çok istediği son bir kez daha Jay karakterini oynama isteğini yerine getirecektir. Mewes uyuşturucuyu bırakır ve Smith bu devam filmini çeker. Çok beğendiğimi yazmıştım. Belki de diğer filmlerde çok az görünen ama aslında en sevdiğim karakter olan Randal’ın bu filmde de ilk filmdeki gibi birçok sahnesinin olması yüzünden sevmişimdir.

Sonuç olarak Kevin Smith’in dvd söyleşilerinden de anlaşılacağı üzere aslında para kazanma sevdasıyla yarattığı bu hayali evren kaliteli filmler üretti. Bir yönetmenin yarattığı eserlere sahip çıkması, onları unutmaması da pek rastlanan bir şey değil. Günümüzde Judd Apatow ve ekibine verilen kalburüstü Amerikan tuvalet edebiyatı örneği etiketi ilginizi çekiyorsa bir de The Askewniverse evrenine bakmanızı tavsiye ederim.      
    

12 Eylül 2011

"Clerks II" (2006)


Geçen sene bu zamanlar izlediğim "Clerks./Tezgahtarlar" (1994) filminin 12 yıl sonra gelen devam filmini izlemeyi bu kadar geciktirdiğime pişman oldum. En az ilk film kadar parlak bir devam filmi bu. Bazı istisnalar olmakla bilikte genelde devam filmleri ilk filmin düzeyine erişemezler. "Clerks 2" bu istisnalar örnek olabilir. Kevin Smith'in ilk filmde hissettirdiği mükemmel mizah duygusu ikinci filmde de hissediliyor. Geyik muhabbeti gibi duran ama keskin bir zekanın ürünü olduğu her halinden belli olan filmler "Tezgahtarlar". Sıradanda sıradışılığı bulmaya çalışıyor ve bunda başarılı oluyor. Her biri kült olabilecek diyaloglar barındırıyor film. Şimdi tüm filmlerinde eski filmlere göndermeler yapan ve aynı oyuncuları kullanan Kevin Smith'in izlemediğim bütün filmlerini araya hiçbir film almadan izlemem gerekiyor. Bunu da zevkle yapacağım.

13 Eylül 2010

S-BBBB

Yani Sevimli Bir Bağımsız Bahtsız Bedevi filmi...Bunların sevimli olmayanları için Oliver Stone işi "U-Turn/Kaybedenler"i veya Coenlerin "Blood Simple/Kansız"ı örnek verebiliriz. Kevin Smith'in (filmdeki Silent Bob karakteri) binbir fedakarlıkla ve zorluklarla çekmeyi başardığı bu sevimli bağımsız kısa zamanda külte dönüşmüş ve video raflarından en fazla çalınan film olmayı başarmıştır. 27.000 dolarla müziklerin telif hakları tutarının, filmin 26.000 dolar tutan masraflarını aşması da sinema tarihinde bir ilk olmuş (evet evet imdb trivia). Bu arada 1994 tarihli "Clerks./Tezgahtarlar"dan bahsediyoruz. "Stranger Than Paradise/Cennetten de Garip" de olduğu gibi, filmin siyah beyaz olması dışında hiçbir itirazım yok. İzlediğim en iyi komedi filmlerinden biri. Sürekli sürpriz servis etmesiyle "The Hangover/Felekten Bir Gece"ye benziyor. İçerisinde çok trajik olaylar ve oldukça müstechen bir dil barındırmasına rağmen insanı tedirgin etmeyen, yaşama sevinci sunan filmlerden biri olmayı başarmasını da ilginç buluyorum doğrusu.