Diğer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Diğer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
07 Şubat 2012
Blog intiharı
Kendimi öldürüyorum. Yani bir daha bu blogda yazı yazmayacağımı ilan etmek istiyorum. Bu yazıyı da kendimi fasülye gibi nimetten saydığım için değil, beni takip ettiğini bildiğim o 20-30 kişiye olan saygımdan yazıyorum. İstesem de artık eskisi gibi bu bloğa yazı yazamayacağım. Çünkü eskisi kadar film izleyemiyorum. Burada yazı yazmak gibi çok emek ve vakit isteyen bir işi hakkıyla yapamayacağım artık. Bunu yapamayacağım için de vicdani olarak yıpranıyorum. Dolayısıyla bırakmayı ve de böyle bir açıklama yapmayı gerekli gördüm. Burada yazılanlar eğer değerleri varsa insanlığın ortak kültürel mirasına armağanım olsun.
06 Kasım 2011
İlkellik barbarlık katliam
Günün anlam ve önemine denk düşen film "Teksas Katliamı/The Texas Chainsaw Massacre" (1974). Teksas ne yana düşer usta?
06 Ağustos 2011
Fetiş yiyeceğim
Bugün sizlere son zamanlardaki en fetiş yiyeceğimi tanıtmak istiyorum. Daha önceleri Eti Puf, karadut, semizotu, hamsi, ahududu, fırında makarna, Jacky marka gofret, Eti Hoşbeş gibi yiyecekler fetiş yiyeceğim olmuşlardı. Her şey Gaziantep'li arkadaşım Barış'ın evinde makarna yapmamızla başladı. Kendisi rockçı olduğu için ben ona Barışarak diyorum ve yazının bundan sonraki bölümünde Barışarak olarak adlandırılacaktır. O makarnayı yaparken Barışarak tezgah altından bir yerlerden Gençlerbirliği forması gibi kırmızı-siyah bir şeyler çıkardı. Bunu kullan dedi. What the f**k might this be diye düşünürken, o şeyin Gaziantep biber salçası olduğunu öğrendim. Bu arada ben Vedat Milör'ün Türkiye'de beğendiği tek bira olan Tuborg %100 Malt'ı içmeye başlamıştım. İş biber salçalı makarnayı yemeye geldiğinde dilimden vurulmuşa döndüm. Söyle söyleyeyim: Gaziantep biber salçası "The Silence of the Lambs/Kuzuların Sessizliği"yse, market salçaları "Kutsal Damacana 2: İtmen" olmalı. Ben böyle bir lezzet tatmadım. Üstüne Tuborg'u da içince sanki hayatta çok önemli bir şeyi başarmış gibi hissediyorsunuz kendinizi. Salçanın öttürgenlik katsayısı mükemmel. Kesinlikle rahatsız etmiyor ama biraz fazla kaçırırsanız kulaklarınızdan ateş çıkıyor. Ekmeğin üstüne kekik veya naneyle de bal gibi yeniyor. Örneğin bugün kahvaltıda yedim. Peki bu salçayı nasıl elde edersiniz? Barışarak'tan telefonunu aldığım Gaziantep Çopuroğlu Gıda'dan. İnternet siteleri de mevcut. Jesus Christ gelse bundan daha iyisini yapamaz herhalde. Kendileriyle tanışmamama rağmen Zeki ve Rıdvan ustalar artık en yakın arkadaşlarımdan; çünkü işini tutkuyla yapan insanları çok severim (Örnek: Gennaro Gattuso, Dario Argentino, Bahattin usta, Hasan Genç, Ankara'da Japon arabalar üstüne en iyi isim olan Japoncu Celal vb.). Telefon ediyorsunuz ve bir gün sonra otobüsle gönderiyorlar. Gerçi onların sayesinde Bolu/Dörtdivan üzerinde kimsenin bilmediği bir tesise gitmek zorunda kaldım ama olsun, helal olsun. Bir gün Barcelona forması üstünde Çopuroğlu Gıda'nın reklamını görmek istiyorum. İyi hafta sonları.
04 Ağustos 2011
Telefon rehberi
Adem Doğancı, Akbank, Akın, Akın1, Alaattin, Alfred, Ali, Ali Eğitimsen, Ali Duman, Ali Saz, Annem, Artist, Arzu Hanım, Atilla Turizm, Ayça Agsl, Ayfer Doğancı, Ayten Koca, Babam, Bahattin, Barışarak, Berna Kabadayı, Bilal Eğitimsen, Bizarcı, Blanka, Bülent Sinop, Cemal Gülmez, Cenk, Çopuroğlu Gıda, Doğan Yıldız, Elçin Özçağlatan, Emeklilik No, Emine Hoca, Ercan, Erdem, Ergin, Erkan Usta, Ersin Gitar, Ev, Ev Bolu, Garanti, Gökhan Agsl, Gülay, Gülcan, Güven Eğitimsen, Hakan Çoban, Hakan Hoca, Halil, Hasan Rehber, İbrahim Doğancı, İlhan, İnci Hala, İrem Agsl, Kapıcı, Kemal Erduran, Kübra Öztürk, Kurtuluş, Levent, Mahir Müdür, Mebsis, Mehmet Agsl, Mem Sicil No, Mert, Mes Ut, Metin Eğitimsen, Müdür, Muhammed Tiryaki, Murat Kaya, Murat Gökmen, Mustafa Çağlar, Naci, Nazmiye, Necdet, Necip, Nihaldo, Nursen Özçetin, Oben Hanım, Okul, Orhan Aksay, Osman, Özcan Hatay, Özlem, Öztürk, Pınar Eğitimsen, Pm, Reyhan Beyhan, Saadet, Salih, Seher Çoban, Selim Agsl, Şen Özgüner, Serap Çiftçi, Serhan Fen, Sevilay, Şeyma Hanım, Seymen, Soydan, Talha Can, Taner Agsl, Taşkın, Tuğrul Agsl, Ünal Ka., Vergiç, Yücel, Yusuf Doğancı, Zeynep,
25 Haziran 2011
!!! MEKAN DEĞİŞİKLİĞİ !!!
İki üç gün önce bir meslektaşım tayin istedin mi diye sordu. Evet, İstanbul'a dediğimde ne cesaret dedi. İnsanların İstanbul'dan gereksiz yere korktuklarını düşünüyorum. Tayinim ilk tercihim olan Çekmeköy Vatan İlköğretim Okulu'na çıktı. Tabi ben bu tercihi gözüm kapalı yapmadım. Üç gün önce İstanbul'a gidip, düşündüğüm okulları ve çevresini bir bir gezip, bilgi topladım. Ve ne mutlu bana ki en çok istediğim yere tayinim çıktı. Çocukluk aşkımla buluşacağım için çok mutluyum. Sadece şurası bile İstanbul'da yaşamak için önemli bir sebep benim için. Yeni mekanım burası olacak. Orada yana yana aradığım ama bulamadığım Tayfun Pirselimoğlu filmleri "Saç" ve "Pus"u izleyebileceğim örneğin. Evim TT Arena'ya arabayla 15 dakika mesafede olacak. Emek sinemasına destek yürüyüşlerine katılabileceğim. IF İstanbul Bağımsız Filmler Festivali, Yansımalar'ı canlı dinlemek, 2. Abdülhamit'in zorunlu olarak konakladığı Yıldız sarayı, Talat Paşa'nın gizli telgraflar çektiği evi, Agah Özgüç'le tanışma imkanı, Zeki'nin takıldığı kaavede bekleyip kendisini görmek, Vedat Milör'ün tanıttığı lezzet durakları falan filan...Nothing else matters...Umarım bu laflarımı yalamam.
05 Mart 2011
Game Over
Bende blog yazma düşüncesini uyandıran Acetoblog Aralık 2006'da yazmaya başlamış. Sadece benim değil, neredeyse bütün blog yazarlarının ilham kaynağıdır Aceto. Ben de 15 Eylül 2008'de yazmaya başlamışım. Aslında Türkiye'de sinema üzerine blog yazan ilk kişilerden biri olmama rağmen beklediğim popülerliğe bir türlü ulaşamadım. Bunda hem yazılarımın yeterince iyi olmaması hem de benim yazdığım filmlerin sınırlı sayıda kişilerce takip edilmesi etkili olmuştur. Zaman zaman çok beğendiğim yazılar da yazdım. Aslında kıvrak bir dilim ve ilgi çekici bir mizah anlayışım olduğunu düşünüyorum ama dediğim gibi her zaman iyi yazan biri olamadım hiçbir zaman. Öyle biri de yok zaten. Ama yine de burayı tekip eden küçük de olsa bir kitle vardı. Bütün bunlar bir yana blog yazmak benim için hep bir çocuğun sevdiği bir oyuncakla oynaması gibi olmuştur. Her gün ancak ve ancak 20-30 kişi siteye girse de şimdi oyuncağı elinden alınmış bir çocuk gibi hissediyorum kendimi. Bu cümleyi bir kere daha kullanmıştım. Umarım sonuç yine aynı olur. Biliyorsunuz blogger.com yasaklandı yine. Türkiye gibi dandikizmin hayatın her alanına egemen olan bir ülkede yaşadığımız için bu tür sorunlar şok etkisi yaratmıyor artık. Benim gibi takip ettiğim yedi, sekiz blog yazarının da motivasyonunu sıfıra indiren bir uygulama oldu bu. Benim evimdeki pc'de bir sorun yok, şekil iki a'da görüldüğü gibi yazabiliyorum ama insanlar bunları okuyamayacakları için dediğim gibi motivasyon sıfır. O yüzden emek isteyen bir iş olan blog yazma işini yasak kalkana kadar askıya aldığımı çok üzülerek bildirmek istiyorum. Bu açıklamayı da o 20-30 kişiye saygı duyduğum için yapıyorum. Görüşmek üzere...
12 Ocak 2011
"1 Mesaj Alındı" (2008)
Kitschlikler dünyasından bir film daha. Bir gün sinema sever bir genç adam ve onun anti-tarantinocu erkek kardeşi pikniğe giderler. Hiç hesapta yokken, oldukça kısıtlı olanaklarla o anda akla gelen bir projeyi hayata geçirirler. Muhtemelen dünyanın en kısa zamanda çekilen filmi özelliğini koruyan "1 Mesaj Alındı"yı paylaşmak istiyorum. Filmde; karakterin mesaj yazarken geri dönüp silmesi, Türkçe karakteri silmek içindir; çünkü Türkçe karakterle giden mesaj iki katı daha pahalıdır. Burada yönetmenin vermek istediği mesaj: o muhteşem doğal ortamda bile kapitalist insan ne kadar kar edeceğini düşünür. Alakasız konu: bugün bir lise dokuzuncu sınıf öğrencisi "ihmal etmek"in anlamını sordu.
27 Kasım 2010
Herşeyim sensin
Bu resim bugünün ortalarında Kanaltürk adlı ulusal kanalın yayınladığı bir film esnasında çekildi. Resimde görülen kişi Türkiye'nin ilk Dracula'sı Atıf Kaptan. Fakat bunun yazımla bir ilgisi yok. Filmi de seyretmedim. Benim dikkat çekmek istediğim konu filmin adının yanlış yazılmış olması. Herşey değil her şey şeklinde yazılması gerekiyordu. Bir zamanlar da Berdan Mardini'nin bir klibi gözüme ilişmişti. Soru ekini bitişik yazmışlardı. Rahatsız mısın nesin böyle şeylere takıyorsun diye düşünmüş olabilirsiniz. Ben İngilizce öğretmeniyim ve sıfır milliyetçiyim. Yani bu örnekleri ucuz milliyetçilik yapmak için vermiyorum. Bunlar günümüzde sıkıntısını çektiğimiz sığlaşmanın, sıradanlaşmanın yansımaları. Eğitim sistemi enstrümanıyla tektip, sorgulamayan, merak etmeyen, araştırmayan bireyler yetiştiriliyor. Bu amaçta ilerlerken ezberci anlayış en büyük yardımcı. Bu tür çok basit kuralları ezberlettirmek yerine, insanlar okumaya özendirilseydi böyle hataları göremezdik herhalde. Üzülüyorum, yazık.
12 Eylül 2010
Şark kurnazlığı

2007 tarihli Tarantino Rodriguez ortaklığında gerçekleşen "Grindhouse" projesi vardı hatırlarsanız. Neydi grindhouse? Grind=çıtırtı, house=ev...80li yıllarda biri karete biri de pespaye erotik film olmak üzere iki film oynatan sinemalara verilen addı grindhouse. Projeksiyondan gelen çıtırtı seslerinden esinlenerek bu ad verilmişti. Benim ilk gittiğim sinema da 86-87 yılında Ankara, Keçiören'de bu tarz bir sinemaydı. Bu ortak projede Tarantino "Death Proof/Ölüm Geçirmez", Rodriguez de "Planet Terror/Ölüm Gezegeni" adlı iki stilize edilmiş B filmi çektiler. Filmler Amerika'da beraber vizyona girdiler ama esnaf Türkiye'de ayrı ayrı vizyona girdiler. Gelenek yerini bulsun diye bu iki film arası için sahte fragmanlar çektiler. Bunlardan "Machete" o kadar beğenildi ki Rodriguez bu fragmanın filmini yapmaya karar verdi. Fragmanda Machete olarak gözüken kişi hakkında benim bir yazı yadığım Danny Trejo'ydu. Fragmana ve filme en çok ilgi çeken kişi Trejo olduğu için onun resminin yer aldığı bir afiş kullanılmalıydı. Aşağıdaki gibi. Ama esnaf Türkiye dağıtımcısı ne yaptı? Trejo'yu kimse tanımaz, Robert De Niro'nun olduğu (yukarıdaki) afişi kullanalalım dediler. Ayrıca filme adını veren machete de ustura değil bildiğiniz döner bıçağı. Bizim gibi bu işleri az çok takip eden kitleyi kandıramadılar ama cahil halkı kandırdılar. HAYIRlı olsun.
22 Ağustos 2010
Tümünü listele
Listeleme kültürü adında bir etiket sahibiyim. Şu İngilizce'deki "which means" kalıbı çok güzel, keşke Türkçe'de de böyle bir kalıp olsa. Listeleme yapmayı seviyorum. Başkalarının Top10'larını öğrenmeyi de seviyorum. Bunun için harika bir site buldum. http://listverse.com/ çok gerçekçi şahane listeler barındırıyor. Örnek olarak psikolojik gerilim listesine bir bakmanızı öneririm. Sadece filmlerle ilgili değil, ilgili ilgisiz bir çok ilginç liste var sitede.
06 Temmuz 2010
Komik adam Fransızları uyardı
"Hollywood Ending/Hollywoodvari Bir Son" filmiyle ilgili bir yazı yazmıştım. Gerçi yazıdaki video uçmuş, o yüzden yeni okuyanlara pek bir şey ifade etmeyecektir. Orada Woody'nin Fransızlara nasıl giydirdiğini anlatmıştım. Bu sefer Woody Fransızlara mekanlarında giydirmiş. Eğer bu filmimi de beğenmezseniz gider yeni bir film çekerim, onu da beğenmezseniz intihar ederim diyor. Haberin linki burada. Bir insan bu kadar mı zeki olur! Bu arada yeni filmi "You Will Meet a Tall Dark Stranger/Esmer Uzun Boylu Bir Yabancıyla Buluşacaksın" kulağa çok hoş geliyor. Suç komedisi gibi. Kendisi de oynasaydı tadından yenmezdi. Şöyle kendisini belanın ortasında sanan ama aslında olmayan, her şeyi yüzüne gözüne bulaştıran, nevrotik bir Woody...
13 Haziran 2010
Marlonbarando Facebook'ta
Recep İvedik'in dediği gibi "çok amele doldu, ben çıkmayı düşünüyom". 2007 yılında Facebook'a üye olduğumda-Türkçe versiyonunun olmadığından da dolayı biraz- Facebook sevimli, seviyeli bir yerdi. Artık öyle değil; ancak ne kadar güçlü bir haberleşme aracı olduğunu inkar etmeyeceğim. Feys aracılığıyla yıllar sonra bulduğum liseden bir arkadaşımın önerisiyle Marlonbarando sayfası yaptım. Aratınca direk çıkıyor. İlk olarak da en sevdiğim yazılarımı koydum. İgilenenlere (varsa) duyurulur.
23 Mayıs 2010
Dünyanın en yaratıcı cinayeti
Dünyanın En Yaratıcı Cinayeti | video.mynet.com
Madem embed olayını keşfettim, uzun zamandır bloğuma taşımayı planladığım bu videoyu da paylaşayım. Hangi filmdir bilmiyorum...En iyisi yorum yapmamak.
(Not: Redingot, esnaf blog yazarlığı işte böyle olur.)
Kaybeden Rooney
Write The Future from Nalden on Vimeo.
Mükemmel bir reklam filmi. Aldığım kaynak HBBA (Her Boku Bilen Adam). Rooney'in karavan hayatı The Wrestler'ın (Şampiyon, Darren Aronofsky, 2008) Randy'sini hatırlattı.
13 Nisan 2010
"Johan Cruiff - En Un Momento Dado" (2004)
Sevdiğim bir futbol bloğu olan klasikfutbol.blogspot.com sayesinde haberim oldu Johan Cruiff - En Un Momento Dado (Ramon Gieling) filminden. Futbol severler iyi bilir: Real Madrid ve Barcelona rekabeti futbol dünyasının en önemli rekabetidir. Siyasi, toplumsal bir altyapısı vardır bu rekabetin. Barcelona'nın stadyumunda mes que un club (bir klüpten de öte) yazar kocaman. Yani bu klüp Katalan halkı için bir kimlik ifade eder. Johan Cruiff tüm zamanların en iyi futbolcularından biri kabul edilir ve Barcelona klübüne çok şey katmıştır. Futbolcuyken dört yılda bir şampiyonluk, teknik adamlığı esnasında da sekiz yılda dört şampiyonluk (üç tanesi son hafta son maçla, tesadüfi) kazandırmıştır. Bu istatistiklerden öte kalıcı bir futbol felsefesi kazandırmıştır Barcelona'ya ki bunun örneğini futbolseverler geçen haftasonu izlediler. Bu belgesel film onun Katalan halkı için ne ifade ettiği üzerine yoğunlaşan bir belgesel. Maradona belgeselini izlerken hissetiklerime benzer şeyler hissettim bu filmi izlerken. Bu insanlar o kadar özel insanlar ki kendileriyle ilgili her şeyi izlettiriyorlar. Üstüne üstlük bir de arşiv görüntüleri varsa, bayağı seyirlik oluyor bu tür belgeseller. Bu film de Cruiff çok az konuşuyor, onun yerine halktan insanlar onunla ilgili anı ve düşüncelerini paylaşıyorlar. Bir Cruiff belgeselinde Beckenbauer, Neeskens, Guardiola, Romario, Stoichkov, Bakero, Hiero, Keoman falan konuşsaydı bence daha etkili olabilirdi. Ama dedim ya film Cruiff'un Katalan halkı için ne ifade ettiği üzerine.
03 Şubat 2010
Teknik sorunlar
Teknik sorunlar yaşıyorum. Sorunsuz günlerde buluşuruz yakında inşallah. Bu yazıyı da Diğer'lerde etiketleyeyim bari.
29 Ocak 2010
Bundan sonra Eti Hoşbeşçiyim
Ben bir gofret insanıyımdır. Bu zamana kadar favorilerim tabi ki Ülker Dokuzkat ve ardından da Halk Küp Gofretti. Fındıklı Eti Hoşbeşle yeni tanışmamıza rağmen birbirimizi hemen benimsedik. Artık favorim bu. Şiddetle tavsiye ederim. Hadi sinemadan bahsetmeden geçmeyeyim. Kutsal Damacana 2: İtmen (Korhan Bozkurt, 2009) birinci filmin sevimliliğine rağmen çok kötü bir film.
02 Kasım 2009
"The Italian Job"daki (1969) Mini Cooperlar
Bu blogda birkaç kere, Mini Cooper marka arabalar kendilerinden bahsettirdiler. Karanlıktakiler (Çağan Irmak, 2009) filminde, beni tebessüm ettiren tek karenin, bir Mini Cooperın göründüğü kare olduğunu belirtmiştim. Aslında iki tane The Italian Job (İtalyan İşi) adlı film var. 2003 yılındaki yeniden çevrimi F. Gary Gray'in (?) yönetmişti ve Charlize Theron, Edward Norton, Mark Wahlberg gibi yıldız oyuncularla sevimli bir soygun komedisi olmayı başarmıştı. 1969 tarihli orijinal film (Peter Collinson, 1969) de sevimli bir komedi olmayı başarıyor. Bu iki filmin benim için önemi, uzun birer Mini Cooper reklamıymış gibi değerlendirilebilecek olmalarıdır. Her iki filmde de Mini Cooperlar, yaklakış yarım saat arz-ı endam ederler. Yeni Mini Cooperların her yerde videoları bulunabildiğinden (son günlerde Okan Bayülgen'in oynadığı bir reklam filmi örneğin), eski filmden size bir kesit sunmak istedim. Çok şekerler.
30 Ekim 2009
Bir Yılmaz Vural filmi

Ünlü şovmen Yılmaz Vural'ın, Gurbetçi Şaban (Kartal Tibet, 1985) filminde rol aldığından bahsetmiştim. Bu filmi kırpıp, görüntüleri vermeyi düşünüyordum ki Hürriyet Webtv imdada yetişti. Tıklayınız. (örnek: esnaf blog yazıları)
03 Ekim 2009
Son 10 yılın en iyi 15 filmi anketi bitmedi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






