Kemal Sunal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kemal Sunal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
08 Ağustos 2011
Kemal Sunalp
Kemal Sunal'ın filmografisindeki ilginç filmlerden biri Atıf Yılmaz'ın 1973 yılında yönettiği "Güllü Geliyor Güllü" olmalı. Bu filmi Sunal'ın ilk filmi zannedenler vardır ama ilk filmi bazı bölümleri Bolu'da çekilen Ertem Eğilmez'in 1972 tarihli "Tatlı Dillim"dir. Orada basketbol takımından bir oyuncuyu canlandırır. GGG'nin jeneriğinde Sunal'ın adı Kemal Sunalp şeklinde yazılıyor ve a'ların üzerinde şapka var. Muhtemelen bir yanlışlık olmuştur. Dört Yapraklı Yonca adlı bir kitap vardır. Türk sinemasındaki dört önemli kadın oyuncuya atfen bu isim kullanılmıştır. Kastedilen kadın oyuncular: Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik ve Filiz Akın. Sunal'ın bu dört kadından sadece Fatma Girik'le başrolü paylaştığı filmleri var (Postacı, Japon İşi, Kanlı Nigar). O dönemde de Girik iyice çaptan düşmüştü zaten. Hülya Koçyiğit'le yine bir Arzu film eseri olan "Oh Olsun"da beraber rol aldılar ama erkek başrol Tarık Akan'dı. Türkan Şoray'la ise GGG'de beraber çalıştılar. Kiralık katili canlandırdığı ufak bir rolü var Sunal'ın. İlginçtir, Türkiye'de kitleleri en çok etkilemiş kadın ve erkek oyuncunun beraber gözüktüğü tek bir sahne var o da sadece bir masanın altında. Tesadüf bu ya filmde Şaban adlı başka bir karakter de var. Filmin diğer ilginç özelliğiyse Sunal'ın dublajlı tek filmi olması. Google Video'da mevcut. Film mi? !!!
13 Temmuz 2011
Tek tıkla izlenilebilecek üç ilginç film
Google Video'da bulduğum üç ilginç film benim için hoş birer sürpriz oldu. Bu filmlere sırayla değineceğim. Ortak yanları; iddiasız, düşük bütçeli insan hikayeleri olmaları ve dönemlerinin aksine popüler yönelişlere prim vermemeleri. Hatta bizzat bu yönelişlere eleştirel bir bakış açısı getirmeleri.
"Yusuf ile Kenan", Ömer Kavur, 1979.
Sempatik karakterler listemde yer aldığı için tekrar izlemek istedim "Yusuf ile Kenan"ı. Gerçekten de hatırladığım kadarıyla iyi, samimi bir çalışmaymış. Bir gün annemle bir Ömer Kavur filmi izlerken hiçbir şey anlamadım dedi. 2005 yılında kaybettiğimiz bu kişilikli yönetmenin son dönem filmleri içine girmesi zor, anlaşılmaz, tuhaf olarak nitelendirilse de filmografisi "Yusuf ile Kenan" gibi parıltılı işlerle doldudur. Bir film nasıl sert bir toplumcu-gerçekçi dram ve aynı zamanda hoş, naif bir film olabilir sorusunun cevabıdır. Bu başarının ardında çocuk oyuncularla çalışılmış olmanın ve bu oyuncuların hepsinin başarılı ve sempatik olmasının payı var. En başta da bir önceki yazımda bahsettiğim Böcek rolünde Yalçın Avşar. Kenan rolündeki Tamer Çeliker'in kariyerinin devam etmemesini bir eksiklik olarak görüyorum. Yusuf rolündeki Cem Davran'ın da popülerlik batağına saplanmasını ve giderek kaybolmasını da aynı şekilde. Falconetti rolündeki çocukla ilgili hiçbir bilgi yok internette. O da bence psikopat rolleri için potansiyeli olan bir oyuncu olabilirdi ama olmadı. Çarpık rolündeki Hakan Tanfer de ilginç bir oyuncu. Küçük Emrah filmlerinde Emrah seslendirmesiyle tanınır daha çok. Hani o hep dalga geçilen "ama benim hiç annem olmadı ki" repliğinin kaynağıdır Hakan Tanfer. Maalesef onun da kariyeri çok parlak geçmedi.
"Yusuf ile Kenan" 1979 yılındaki Türkiye toplumunu kamerasıyla bize olduğu gibi gösteriyor. Belgeselvari çekimlerle o yıllardaki varoşların, trenlerin, iş yerlerinin, sokakların nasıl yerler olduğunu çok doğal halleriyle görüyorsunuz. Daha sonra 12 Eylül darbesiyle dümdüz edilecek toplumda ufak ufak oluşmaya başlayan aydınlanmacı karakter de resmediliyor. Bu karakterin ne hale geldiği bir sonraki filmin konusu.
"Yoksul", Zeki Ökten, 1986.
Kemal Sunal'ın 1982'den sonraki komedi filmlerini sevmem ama bazı dram filmlerinde çok başarılıdır. Yine Zeki Ökten'in çevirdiği "Düttürü Dünya" bunlardan biridir. Bu filmde Turgut Özal dönemi Türkiye'sinin (bugünkü AKP Türkiye'sinin kökleridir kendisi) naif ama çok güçlü bir eleştirisi Ankara kenti özelinde yapılır. İki sene önce aynı eleştiriyi İstanbul, Sirkeci'de yapmıştı yönetmen. Buradaki hanların birinde çaycılık yapan Yoksul adlı karakter her türlü sömürüye açık bir insan profili çizmektedir. Gözü fazla açılmamış, saf köylü köklerinden henüz kopamamış bir insandır. Dönemin düşünce yapısı, daha fazla kazan, daha fazla kazan da nasıl kazanırsan kazan şeklinde özetlenebilir. Handaki herkes de böyle yapmaktadır. 1986 Türkiye'si Sirkeci'deki hana sıkıştırılmıştır sanki. Yoksul da o Türkiye insanı gibi yok olmamak için yok etmeye karar verecektir zaten. Bu kararı alması için sağlam bir iki tokat yemesi gerekecektir ama. Bugünlerde televizyonlarda denk gelmesi çok zor olan bu harika filme tek tıkla ulaşabilirsiniz, eğer izlemediyseniz. İleride birgün, başına gelen kötü işlere en çok sevinilen 10 karakter yazısı yazarsam, bu filmde Yaman Okay'ın canlandırdığı Süleyman karakteri mutlaka bu listede yer alacaktır.
"Zavallı", İlyas Salman, 1990.
Bir yazımda en çok izlemek istediğim filmlerden biri olduğunu yazmıştım "Zavallı" için. Google Video'da rastlayınca hemen izledim. Eskiden var olan Kanal 6 gibi dandirik kanallarda izlemiştim bu filmi. Diğer üç film gibi belgeselvari bir yanı olan "Zavallı" içlerinde en fazla kişisel olan film. Aynı zamanda önemli acemilikleri var. Işıklandırması çok kötü örneğin. Kitsch bir film yani. Ama etkileyici, ilginç, özgün bir film. İlyas Salman'ın iki yönetmenlik denemesinden biri. Bu sene liseye giden öğrencilerin İlyas Salman'ı tanımadıklarını gözlemledim. Sanırım bu olay bir beş yıl sonra Kemal Sunal'ın da başına gelecek. Bu değerlerin mutlaka unutturulmaması lazım. Ben o yaşlardayken bu insanlar efsaneydi. Tamam kendilerine karşı abartılı bir ilgi olduğunu kabul ediyorum ama onları unutacak kadar da zalim olmamalıyız. Zeka olarak durağan kabul edilebilecek bir karakter Ali. Annesi ve üvey kardeşiyle yaşıyor. Yoları, evleri berbat olan bir İstanbul varoşunda yaşıyor. Benim adamlarımdan Osman Cavcı'nın canlandırdığı Hüseyin adlı karakterle hırsızlık girişimleri falan yapıyor. Aslında çok yalnız bir karakter Ali. İnsanların ne kadar kötü niyetli olduğunun farkında. Bu anlamda misantropik (insana düşman) bir yapısı var filmin diyebiliriz. Ali'nin saz gibi çaldığı süpürgesiyle konuşurken bu izleri yakalayabiliriz. Karanlık, kasvetli bir atmosferi var. Filmde müthiş etkileyici sahneler var. Gece yarısı Ali'nin arsada nereden geldiği belli olmayan seslerle giriştiği mücadele sahnesi örneğin. Süpürgesiyle konuştuğu sahne. Düğün salonunda türkü söylerken ağladığı sahne. Ve benim ikinci favori sahnem, evlendiği kendisi gibi zeka özürlü kıza arkadaşım diye sarıldığı sahne. En birinci favori sahnem, SPOILER, filmin sonundaki ölme sahnesi. Bıçağı yiyince sağol deyişi var ki inanılmaz etkileyici.
Umarım bu filmler Google Video'dan silinmez de ara ara izleyebiliriz.
"Yusuf ile Kenan", Ömer Kavur, 1979.
Sempatik karakterler listemde yer aldığı için tekrar izlemek istedim "Yusuf ile Kenan"ı. Gerçekten de hatırladığım kadarıyla iyi, samimi bir çalışmaymış. Bir gün annemle bir Ömer Kavur filmi izlerken hiçbir şey anlamadım dedi. 2005 yılında kaybettiğimiz bu kişilikli yönetmenin son dönem filmleri içine girmesi zor, anlaşılmaz, tuhaf olarak nitelendirilse de filmografisi "Yusuf ile Kenan" gibi parıltılı işlerle doldudur. Bir film nasıl sert bir toplumcu-gerçekçi dram ve aynı zamanda hoş, naif bir film olabilir sorusunun cevabıdır. Bu başarının ardında çocuk oyuncularla çalışılmış olmanın ve bu oyuncuların hepsinin başarılı ve sempatik olmasının payı var. En başta da bir önceki yazımda bahsettiğim Böcek rolünde Yalçın Avşar. Kenan rolündeki Tamer Çeliker'in kariyerinin devam etmemesini bir eksiklik olarak görüyorum. Yusuf rolündeki Cem Davran'ın da popülerlik batağına saplanmasını ve giderek kaybolmasını da aynı şekilde. Falconetti rolündeki çocukla ilgili hiçbir bilgi yok internette. O da bence psikopat rolleri için potansiyeli olan bir oyuncu olabilirdi ama olmadı. Çarpık rolündeki Hakan Tanfer de ilginç bir oyuncu. Küçük Emrah filmlerinde Emrah seslendirmesiyle tanınır daha çok. Hani o hep dalga geçilen "ama benim hiç annem olmadı ki" repliğinin kaynağıdır Hakan Tanfer. Maalesef onun da kariyeri çok parlak geçmedi.
"Yusuf ile Kenan" 1979 yılındaki Türkiye toplumunu kamerasıyla bize olduğu gibi gösteriyor. Belgeselvari çekimlerle o yıllardaki varoşların, trenlerin, iş yerlerinin, sokakların nasıl yerler olduğunu çok doğal halleriyle görüyorsunuz. Daha sonra 12 Eylül darbesiyle dümdüz edilecek toplumda ufak ufak oluşmaya başlayan aydınlanmacı karakter de resmediliyor. Bu karakterin ne hale geldiği bir sonraki filmin konusu.
"Yoksul", Zeki Ökten, 1986.
Kemal Sunal'ın 1982'den sonraki komedi filmlerini sevmem ama bazı dram filmlerinde çok başarılıdır. Yine Zeki Ökten'in çevirdiği "Düttürü Dünya" bunlardan biridir. Bu filmde Turgut Özal dönemi Türkiye'sinin (bugünkü AKP Türkiye'sinin kökleridir kendisi) naif ama çok güçlü bir eleştirisi Ankara kenti özelinde yapılır. İki sene önce aynı eleştiriyi İstanbul, Sirkeci'de yapmıştı yönetmen. Buradaki hanların birinde çaycılık yapan Yoksul adlı karakter her türlü sömürüye açık bir insan profili çizmektedir. Gözü fazla açılmamış, saf köylü köklerinden henüz kopamamış bir insandır. Dönemin düşünce yapısı, daha fazla kazan, daha fazla kazan da nasıl kazanırsan kazan şeklinde özetlenebilir. Handaki herkes de böyle yapmaktadır. 1986 Türkiye'si Sirkeci'deki hana sıkıştırılmıştır sanki. Yoksul da o Türkiye insanı gibi yok olmamak için yok etmeye karar verecektir zaten. Bu kararı alması için sağlam bir iki tokat yemesi gerekecektir ama. Bugünlerde televizyonlarda denk gelmesi çok zor olan bu harika filme tek tıkla ulaşabilirsiniz, eğer izlemediyseniz. İleride birgün, başına gelen kötü işlere en çok sevinilen 10 karakter yazısı yazarsam, bu filmde Yaman Okay'ın canlandırdığı Süleyman karakteri mutlaka bu listede yer alacaktır.
"Zavallı", İlyas Salman, 1990.
Bir yazımda en çok izlemek istediğim filmlerden biri olduğunu yazmıştım "Zavallı" için. Google Video'da rastlayınca hemen izledim. Eskiden var olan Kanal 6 gibi dandirik kanallarda izlemiştim bu filmi. Diğer üç film gibi belgeselvari bir yanı olan "Zavallı" içlerinde en fazla kişisel olan film. Aynı zamanda önemli acemilikleri var. Işıklandırması çok kötü örneğin. Kitsch bir film yani. Ama etkileyici, ilginç, özgün bir film. İlyas Salman'ın iki yönetmenlik denemesinden biri. Bu sene liseye giden öğrencilerin İlyas Salman'ı tanımadıklarını gözlemledim. Sanırım bu olay bir beş yıl sonra Kemal Sunal'ın da başına gelecek. Bu değerlerin mutlaka unutturulmaması lazım. Ben o yaşlardayken bu insanlar efsaneydi. Tamam kendilerine karşı abartılı bir ilgi olduğunu kabul ediyorum ama onları unutacak kadar da zalim olmamalıyız. Zeka olarak durağan kabul edilebilecek bir karakter Ali. Annesi ve üvey kardeşiyle yaşıyor. Yoları, evleri berbat olan bir İstanbul varoşunda yaşıyor. Benim adamlarımdan Osman Cavcı'nın canlandırdığı Hüseyin adlı karakterle hırsızlık girişimleri falan yapıyor. Aslında çok yalnız bir karakter Ali. İnsanların ne kadar kötü niyetli olduğunun farkında. Bu anlamda misantropik (insana düşman) bir yapısı var filmin diyebiliriz. Ali'nin saz gibi çaldığı süpürgesiyle konuşurken bu izleri yakalayabiliriz. Karanlık, kasvetli bir atmosferi var. Filmde müthiş etkileyici sahneler var. Gece yarısı Ali'nin arsada nereden geldiği belli olmayan seslerle giriştiği mücadele sahnesi örneğin. Süpürgesiyle konuştuğu sahne. Düğün salonunda türkü söylerken ağladığı sahne. Ve benim ikinci favori sahnem, evlendiği kendisi gibi zeka özürlü kıza arkadaşım diye sarıldığı sahne. En birinci favori sahnem, SPOILER, filmin sonundaki ölme sahnesi. Bıçağı yiyince sağol deyişi var ki inanılmaz etkileyici.
Umarım bu filmler Google Video'dan silinmez de ara ara izleyebiliriz.
30 Ekim 2009
Bir Yılmaz Vural filmi

Ünlü şovmen Yılmaz Vural'ın, Gurbetçi Şaban (Kartal Tibet, 1985) filminde rol aldığından bahsetmiştim. Bu filmi kırpıp, görüntüleri vermeyi düşünüyordum ki Hürriyet Webtv imdada yetişti. Tıklayınız. (örnek: esnaf blog yazıları)
19 Ağustos 2009
Kötü oyunculuklar 2
Sıradaki kötü oyuncumuz Jim Kellyy(?). Film Enter the Dragon (Ejder Kalesi, Robert Clouse, 1973), Bruce Lee'nin en bilinen filmi. Bruce Lee'den ve ona ne kadar hayran olduğumdan bahsedeyim mi? Belki başka bir zaman. Onun sarı siyah eşofmanlı filmiyle Kill Bill'i tesadüf serisinde karşılaştırırım veya Karim Abdul Jebbar'la olan dövüş sahnesini klasik sahne serisinde veririm belki. Karate filmlerinde ve Kemal Sunal'ın 100 Numaralı Adam (Osman Seden, 1978) filminde Wuuhhoooooaaaa diye başlayan bir müzik vardır. O müzik eşliğinde başlıyor Enter the Dragon. Bu arada bu nasıl film ismi, eski dos komutu gibi. Jim Kelly, davet edildiği Hong Kong karate turnuvasına yol almak üzere uçaktan iniyor. Yönetmen şöyle demiştir: "yerel motifleri takdir etmeni ve iddialı olmanı ifade edecek bir hareket, bir oyunculuk şöleni gerçekleştir Jim'ciğim". O karşıdan karşıya geçerkenki hali ne öyle! Adam 1971 karate şampiyonu, oyunculukla alakası yok, o yüzden mazur görüyorum. 1 de o hareketin Türkiye'de ne anlama geldiğini bilmiyordur kesin..
01 Şubat 2009
F5
Çok sık şehirlerarası otobüs yolculuğu yaptığımı ve bu yolculuklarda sık sık Taxi ve Transporter serisi filmlerin yayınlandığını gözlemlediğimi yazmıştım. Bir iki gün önce yine bir şehirlerarası otobüs yolculuğu yaparken inanılmaz bir olaya tanık oldum. Bu olay medyada yer almadığı için ilk olarak burada okuyosunuz. Önceden söyleyeyim kalp veya tansiyon hastası olanlar bu haberi okumasın. Kimsenin vebalini üstüme almak istemem. Diyarbakır'lı mahalli sanatçı Celal Güzelses'in lakabı olan şark bülbülü; Kemal Sunal'ın oynadığı, Kartal Tibet'in yönettiği, 1977 tarihli bir filmin de adı olmuştur. "Mazlum'u getirin bana" repliğiyle hatırlanan bu filmin kaç kez televizyonda verildiğinin kabaca bir hesabını yaptım. 1993 yılında özel televizyonların hızla kurulmaya başlanmasıyla beraber, 2000li yılların ortalarına doğru neredeyse haftada bir kez verildiğini hesaba katarsak, haydi abartmayalım en az üç yüz kere verildi desek yanlış olmaz. Ben bunların yüz tanesini izlemişimdir o dönemlerde. Bazen farklı iki kanalda, aynı Kemal Sunal filminin aynı anda yayınlandığına bile şahit olmuşuzdur. Peki ne yaptı özgün düşünceleriyle dünyayı kasıp kavuran Türk girişimicisi? 30 Ocak 2009'da otobüste bu filmi yayınladı. Düş mü görüyorum diye kendimi bir çok kez dürttüm (pokeledim). Evet düş değildi, Şark Bülbülü'nü yayınlıyorlardı. Kelimelerin tükendiği bir andı. Bu halkı F5'le yenilemek istiyorum.11 Ocak 2009
İştah açan sahneler 3
Sıradaki sahnemiz Korkusuz Korkak'tan (Natuk Baytan, 1979). 90lı yıllarda bu filmi televizyondan defalarca izlerken bu sahne hep dikkatimi çekerdi. Şimdilerde pek nadir bulunan o şişe ayranlar, o rol çalan salatalar ve kışkırtıcı Adana kebap insanın ağzını sulandırıyor. Bu arada garson rolünü oynayan kişinin Actors Studio mezunu olmadığı kesin. Gerçekçilik tuzağına düşmeden yabancılaşma efekti uyguluyor ve bunun aslında bir film olduğunu ısrarla vurguluyor.
06 Ekim 2008
Evet, bendim!
23 Eylül 2008
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




