27 Ağustos 2011
43'e 28
Bir önceki yazımda Messi'yle Ronaldo'yu karşılaştırırken unuttuğum bir istatistik vardı. Bu gece yine bir final maçında bir gol bir asistlik bir performans gösterince bu yazıyı yazma gereği duydum. mackolik.com'u kullanarak bu istatistiği çıkardım. Tahmin etmişsinizdir bu istatistikte 43 sayısı Messi'ye, 28 sayısı Ronaldo'ya ait. Ayrıca Ronaldo'nun Messi'den iki yaş büyük olduğunu, yani üst düzey liglerde iki fazla sezon oynadığını tekrarlamak isterim. Peki nedir bu sayılar? Herhangi bir turnuvada final ve yarı final maçlarında atılan ve oynandığı sezon içerisinde, sezonu ilk dörtte bitiren takımlara karşı atılan gol sayıları. Yorum yok.
30 Temmuz 2011
Özür dilerim video paylaştım
Normalde video paylaşmayı sevmem. Bana sıkıcı gelir ve biraz da kolaya kaçmak olarak algılarım video paylaşma olayını. Bazı blog yazarları sadece video paylaşarak işi götürüyorlar. Hiçbir emek vermeden, başkalarının hazırladığı bir materyali paylaşarak takdir görmeye çalışıyorlar. Bugün bu olayı ben de yapmak istedim ama ayıp olmasın diye bu paylaşımdan önce iki adet sinema yazısı yazdım. Yani yeterince emek verdiğim için kendimde bu hakkı görüyorum. Paylaşmak istediğim video da beni çok etkiledi. Fransız futbolcu Thiery Henry'nin Arsenal formasıyla attığı 226 golü 14 dakikaya sığdırmışlar. Bu kadar kısa bir sürede ne kadar büyük bir futbolcu olduğunu anlayabilirsiniz. Çok rezil bir fotoğrafını koydum ama bence yürüyen bir karizmadır Henry. Bana göre de gelmiş geçmiş en iyi golcülerden biridir, belki de birincisidir. Messi'yi artık farklı bir kategoride değerlendiriyorum. Onu artık bir sporcu olarak değil, dünyayı büyüleyen diğer büyük sanatçılardan biri gibi değerlendiriyorum. Bana futbol izlerken en çok yusuf yusuf duygusunu yaşatan futbolcudur Henry. 2000 yılı UEFA finalinde Arsenal formasıyla yaşattığı tedirginliği unutamam. Nasıl o maçta gol atamadı hala anlamış değilim. O sene Arsenal'deki ilk senesiydi. Devamındaysa hepimizin (tüm futbolseverlerin) bildiği o muhteşem performansı geldi. Tarihin en iyi takımlarında biriydi Henry'li Arsenal. Bazı İngiliz filmlerinde rastladığım Arsenal'e yönelik sıkıcı futbol eleştirisi onun döneminde tarihe gömüldü, çünkü o takımı seyretmek bir ayrıcalıktı. O takıma kişilik kazandıran en önemli unsur da Henry idi. Gol atınca sevinmezdi Henry. Dünya bu kadar acı dolu bir yerken bir gol attım diye sevinecek değilim diyerek gönülleri fetediyordu. Videoda da göreceksiniz bütün golleri estetik ve müthiş bir oyun zekasının ürünü. Gerçekten de oyun zekası olarak çok özel bir futbolcuydu Henry. Yani Mustafa Sarp, Caner Erkin, Mert Nobre gibi futbolcularda olmayan şey onda fazlasıyla vardı. Gençliğinde 100 metreci olduğu için çok da iyi bir atletti. Arsenal'den ayrılıp Barcelona'ya gitmesini herkes gibi ben de yadırgadım. Orada önemli katkıda bulundu, hatta o çok istediği Şampiyonlar Ligi kupasını da kazandı ama Arsenal'deki gibi bir efsane olamadı hiçbir zaman. Barcelona'da gol atınca sevinç gösterileri yapmaya da başladı. Gol attıktan sonra kameraya dönerek eliyle sırtında yazılı olan ismini göstermesine çok şaşırmıştım. Sanki koskoca Henry'nin ismini göstermeye ihtiyacı vardı. Yedek kalacak adam mıydı Henry? Sonra ver elini Amerika. Şimdiki Amerika kariyerine bakıyorum da bir kırmızı kart bile görmüş. 20 yaşından beri kırmızı kart görmüyordu. Umarım mutludur ama bana sanki bunalımdadır gibi geliyor. Düşler sahnesinin en önemli aktörlüğünden, Amerika gibi futbolun sinek ikili muamelesi gördüğü bir ülkeye gitmek..Unutmayacağız seni..
31 Mayıs 2011
"Messi rocks Ronaldo sucks" (2011)
Bu bloğu açtığım sıralarda arada sırada futboldan da bahsedeceğimi yazmıştım; çünkü o zamanlar bir futbol blog çılgınlığı vardı (hala var). Sonra bu kadar futbol bloğu içerisinde benim yazacaklarıma hiç de gerek yok diye düşünmüştüm. Sanırım bir tek Brezilyalı Ronaldo'yla ilgili kısa bir yazı yazdım. Gerisi de gelmedi zaten. Bu başlığı atmayı ve bu yazıyı yazmayı çok istedim; çünkü Messi tutkuyla takip ettiğim ve çok sevdiğim bir spor insanı. Aslında bu yazı biraz sinemayla da ilgili. Yönetmen olma hayallerimin bir parçası da ismi "He Rocks She Sucks" olan kadın-erkek çıkmazını anlatan filmdir. Bu başlığı Messi ve Ronaldo'ya uyarladım. Son yıllarda Ronaldo denen apaçiyle Messi adlı sanatçının karşılaştırılması medyada sıkça yer buluyor. Bir iki hafta önce apaçinin iddiasız takımlara karşı oynanan maçlarda üst üste goller bularak La Liga gol rekorunu kırması bazı ronaldoculara üste çıkma fırsatı verdi ama geçen Cumartesi Wembley'de olanlardan sonra sanırım onlar da 40 gole rağmen ağızlarını açamayacaklardır. Ronaldo 40 gol attı. İstatistiklerden mi konuşacağız? Oldu o zaman, başlıyorum. Kaynak olarak mackolik.com ve wikipedia.com'u kullandım. Messi bugüne kadar 269 maçta 180 gol atmıştır. Ortalama 0,66. Ronaldo'nun ise 412 maçta 209 golü var. Ortalama 0,50. Bu ortalamada meydana gelecek bir puanlık bir artışın bile ciddi emek istediğini belirtmek isterim. Ronaldo Messi'den bu kadar çok maç oynamasına rağmen 73'e 83'lük gibi çok az bir farkla Messi'den daha fazla asist yapmış. Bu da kendisinin ne kadar egoist, Messi'nin de ne kadar takım oyuncusu olduğu gerçeğini bize gösteriyor. Bir de önemli maçlar kriteri var. Öyle ya büyük futbolcu büyük maçlarda sahneye çıkmalı. Son 20 yılda şampiyonlar liginde yarı final veya final oynayan takımlara karşı atılan gol sayısında Messi'nin 38'e 29'luk gibi ezici bir üstünlüğü var. Bu arada Ronaldo'nun Messi'den iki yaş büyük olduğunu hatırlatmak isterim. Yapılan çapraz koşular, öldürücü paslar, kritik anlarda insiyatif almalar, top kazanmalar, fair-play ruhu gibi konulara da girersek bu karşılaştırmanın ne kadar absürd olduğunu daha iyi farkederiz. Bugün google'a veya wikipedia'ya "Ronaldo" yazarsanız Christiano Ronaldo'nun değil Brezilyalı Ronaldo'nun çıktığını görürsünüz. Bu bile çok şey anlatıyor aslında. Benim izlediğim en iyi futbolcu Zidane diyordum fakat Messi sırf şu üç senede yaptıklarıyla bırakın Zidane, Maradona, Pele'yle kıyaslanmayı; bir Alfred Hitchcock suspense'yle, bir Robert De Niro oyunculuğuyla, bir Rachmaninov piyano eseriyle, bir Angelopoulos görüntü yönetimiyle falan kıyaslanmalı. Ne mutlu bana ki tutkuyla bağlandığım bir performansçım var. Sinemayla ilgililenmek kadar ayrıcalıklı yapıyor insanı. Messi'de en çok neyi seviyorum biliyor musunuz? Futbol oynama tutkusunu. Dünyayı büyülediği Wembley finalinin dönüşünde bile uçakta futbol oynayacak kadar tutkuyla bağlı bu oyuna (kaynak: acetoblog.com).
Ve daha 24 çarpı 365 gün bile yaşamadı.
06 Ekim 2008
Maldonado KPSS'ye girerse!
Tam adı: Claudio Andrés del Tránsito Maldonado Rivera. KPSS'ye (halkın deyimiyle KPS'ye) girerse eğer, isim yazmadaki teknik sorunlar nasıl çözülecek? Yetkililerden cevap bekliyorum. Bu arada, ismi gibi, Fenerbahçe'den transit geçip giden, iz bırakmayan futbolculardan biri olacak. e.g Andreas Wagenhaus, Vladimir Bestchastnykh..Evet, bendim!
30 Eylül 2008
Komançero

Amacım kimse ile dalga geçmek değil ama bu beyefendinin medeni cesaretine hayran kalmamak elde değil. 8oler Türk sinemasının (bkz.üstteki resim) favori disko parçalarından olan "Komançero" eşliğinde beyefendi brekdans yapıyor. Kazağı pantolonun içine sokmasıyla, şalvar model kot pantolonuyla ve beyaz spor ayakkabılarıyla o dönemin modasını çok iyi yansıtıyor. Eski Galatasaraylı futbolcu Sarı İsmail'e olan benzerliği de dikkat çekici. Bazı seyircilerdeki vurdumduymazlığı anlamak da zorluk çekiyorum, çünkü o gün orada olanlar bir tarihe tanıklık ettiler. Bu arada videonun 01:25inci dakikasında başlayan kareografi favori bölümüm. Her ne kadar youtubedaki en iyi videolardan birisi olan "crazy dance in kayseri : )" videosu kadar ilgi görmese de ülkemiz insanın dans konusunda ne kadar yaratıcı olduğunu kanıtlayan bir video bence. Ayaklarına sağlık İsmail Abi..
28 Eylül 2008
Af buyur?..

Antonioni'nin 1964 tarihli "Il Deserto Rosso"sunun (The Red Desert) sonlarına doğru, fetiş oyuncusu Monica Vitti gece vakti amaçsızca bir gemiye doğru yanaşır. Gemi bir Türk gemisidir. Gemi personelinden birisi Monica Vitti'ye yanaşır ve "Ne var, sorun nedir, nasıl yardımcı olabilirim, içeri gelip bir kahve içmek ister misiniz" gibi sorular sorar. Tabi Türkçe bilmeyen Monica Vitti dehşetengiz bir ifadeyle "Af buyur, what dedin gulüm, şeyy, kem küm" gibi ses kümecikleri çıkarır. Yani bir Türk ve Türkçe, Antonioni'nin filmlerinin genel teması olan iletişimsizliği sembolize eder ve bu amaca hizmet eder. Bu arada adamın beresi bende Adana Demirspor'u çağrıştırdı. Tabi eğer İtalya'da Inter Milan beresi almadıysa!16 Eylül 2008
RoRoRonaldo!!!

15 Eylül 2008
Nasıl movie buff oldum?

2004 yılıydı. Çok sıkıcı bir Avrupa Futbol Şampiyonası vardı. Yunanistan 8-1-1 taktiğiyle şampiyon olurken, ben de askerlik görevimi ifa etmekle meşguldum. Daha önce Türk filmleriyle alakalı sayardım kendimi. Okur, araştırır ve izlerdim. Fakat Dünya sinemasının örneklerine pek ilgi göstermezdim. İngilizce öğretmeni olduğum için KPDS sınavına girmek istiyordum. Sıkı vocabulary çalışmam gerekiyordu. Filmleri İngilizce altyazı ile izlemeye başladım. Bilmediğim kelimelere klavye kısayollarını kullanarak 3-5 saniyede bakıyordum. İşte film izleme macerası bu şekilde başladı. Sonra farkettim ki sinema hiçbir şeye benzemiyor. İşte o gün bugündür yılda ortalama 200 film izliyorum. Bu blogda ise amacım izlediğim filmlerle ilgili düşüncelerimi paylaşmak. Bazen spor ve müziğe de deyinebilirim. Hıncal Uluç'un dediği gibi "hayatı" yazacağım. Daha çok filmleri.. Eğer aceleye getirip de yazım yanlışı yaparsam şimdiden özür diliyorum. Bu arada sinema "taste"im hakkında bilgi vermesi açısından en sevdiğim on filmi sırasıyla yazıyorum.
1-Rear Window (Arka Pencere), Alfred Hitchcock, 1954.
2-Taxi Driver (Taksi Şoförü), Martin Scorsese, 1976.
3-Psycho (Sapık), Alfred Hitchcock, 1960.
4-Il Buono, il Brutto, il Cattivo (İyi, Kötü, Çirkin), Sergio Leone, 1966.
5-Se7en (Yedi), David Fincher, 1995.
6-Kill Bill Vol:1, Quentin Tarantino, 2003.
7-The Big Lebowski (Büyük Lebowski), Joel Coen, 1998.
8-The Texas Chainsaw Massacre (Teksas Katliamı), Tobe Hooper, 1974.
9-Rope (Ölüm Kararı), Alfred Hitchcock, 1948.
10-Dressed to Kill (Öldürmeye Hazır), Brian de Palma, 1980.
15 Eylül 2008 itibariyle listem bu şekilde. Görüldüğü gibi Hitchcock filmleri ve Hitchcockvari filmler listeyi domine ediyorlar. Yalnız listeyi oluştururken zorlandığımı fark ettim. Şunu 15 film mi yapsaydık? Neyse, bu da içime sinmedi değil. En çok Leon (Sevginin Gücü, Luc Besson, 1994) ve The Shining'in (Cinnet, Stanley Kubrick, 1980) dışarda kalmasına üzüldüm desem oyunbozanlık yapmış mı olurum?
Not: Bu blog oluşturulurken acetobalsamico.blogspot.com yazarı Bülent Timurlenk'ten etkilendim.




