Kötü oyunculuklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kötü oyunculuklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ekim 2010

"Die Fremde" (2010)

Almanya'nın bu filmi oscar adayı olarak göndermiş olduğuna gerçekten inanmak zor. "Die Fremde/Ayrılık"ı pek özgün bulamadığımı itiraf etmeliyim, halbuki "Gegen die Wand/Duvara Karşı" kıvamında bir film izleyeceğimi düşünmedim değil. Tabi bu tahminler araştırma yapmadan yapılmış tahminlerdi. Klişe argümanlara ve melodramatik unsurlara fazlasıyla bulaşan "Die Fremde" neredeyse bir Yeşilçam yapıtı gibi duruyor bazı anlarda. Filmdeki oyunculuklar da kafamı karıştırdı. Benim adamlarımdan olan Settar Tanrıöğen ve Ufuk Bayraktar yine parıldıyorlar, iki yüzlü ahlakçı abi rolünde Tamer Yiğit de iyi iş çıkarıyor, fakat diğerleri çok etkileyici bir performans sunmuyorlar bana göre. Mesela kusursuz İstanbul Tükçesi ve rafine edilmiş diliyle Derya Alabora, köyde doğmuş büyümüş Anadolu kadını rolünde inandırıcılıktan uzak duruyor. Filmin en büyük artısı özentili kamera işçiliği gibi geldi bana.

14 Mart 2010

"Faustrecht der Freiheit" (1975)

Çok tartışmalı bir yönetmenden provokatör bir film. Öncelikle filmin adından başlayalım. Almanca ne anlama geldiğini bilmiyorum, bilen biri yardım ederse sevinirim. Bir saniye Google Translate'de çevirdim. Fox ve arkadaşları olarak çevirdi. Anlamadığım nokta fox'u neden tilki diye çevirmedi. Bu çeviriden hiçbir şey anlamadım. Çünkü bahsi geçen fox'un özel bir isim olması lazım. Türkçe adı Özgürlüğün Zorbalık Hakkı'ymış. Amerikan başlığı Fox and His Friends (Fox ve Arkadaşları), uluslararası başlığıysa Fist-Fight of Freedom (Özgürlüğün Yumruk Yumruğa Kavgası). Afişte ise gözümüze survial of the fittest cümlesi çarpıyor. Bu cümle Darwin'e ait olup, doğada en güçlü olan değil koşullara en iyi adapte olan hayatta kalır anlamına geliyor. Gerçekten de filmin içeriğiyle alakalı bir fikir. Bu kadar laftan sonra filmin kime ait olduğunu merak ettiniz değil mi? Rainer Werner Fassbinder filmin yönetmeni. Kendisinin bir filmiyle ilgili yazı yamıştım. Bu izlediğim ikinci filmi oldu. Bundan sonra bol bol filmlerini izlemeyi düşünüyorum; çünkü farklı şeyler yapıyor amcam (tiksinirim bu espiriden). Aslında biseksüel olup daha çok eşcinsel diye anılan Fassbinden'den eşcinsel dünyasına ait bir film Faustrecht der Freiheit. Bu vurguyu yapmak zorundayız; çünkü filmde eşcinsellik masaya yatırılıyor gibi bir şey. Ben filmin; toplumdaki en marjinal kesim olarak bilinen ve ayrımcılıktan en çok çektiği düşünülen eşcinsellerin bile ne kadar sömürücü olabildiklerini, sisteme ne kadar da entegre olduklarını ispat etmeye çalıştığını düşünüyorum. Bunu da hakkıyla başarıyor. Dedim ya çok provokatör bir film. Tartışmalı. Ezber bozucu. Sarsıcı. Melodram kalıplarını kullanarak söylemek istediğini hiç kıvırtmadan söyleyen bir çalışma. Filmdeki Franz karakterinin (Fassbinder kendisi oynuyor) inandırıcılığıyla ilgili sorunlarım var. Bu kadar aptal olamaz bir insan. Kapalı kapılar ardında neler yaşanıyor bilmiyoruz ama sevgilisinin kendisini kullandığını nasıl anlamaz hayret ediyor insan. Fassbinder'le ilgili bir önceki yazımda bahsettiğim El Hedi ben Salem bu filmde de var ve kötü oyunculuğa az da olsa bir örnek veriyor. Şu bıyıksız olan da Fassbinder.

12 Şubat 2010

"Hayatımızın En Güzel Yılları" (1972)

Bu film dışında, batı sinemasına ait bazı çok bildik film adlarının Türk sinemasında araklanmasına örnek teşkil eden birkaç film daha biliyorum. Mesela Billy Wilder'ın Seven Year Itch (1955) filmi "Yaz Bekarı" adıyla Türkiye'de gösterime girmişti. Osman Seden'in Tarık Akan'lı, Gülşen Bubikoğlu'lu bir filminin adı Yaz Bekarı'dır (1974). Rock Hudson, Elizabeth Taylor, James Dean'li meşhur film Giant (George Stevens, 1956) Türkiye'de "Devlerin Aşkı" adıyla oynamıştır ve yine Osman Seden; Türkan Şoray'lı, Kadir İnanır'lı Devlerin Aşkı'nı (1976) çekmiştir. The Best Years of Our Lives diye bir film olduğunu biliyoruz. Süreyya Duru'nun aynı adlı bir dram-aksiyonu var. Ben bu filmi 14-15 yaşındayken izlemiştim ve çok etkilenmiştim. En çok izlemek istediğim filmlerden biriydi. Bugün bir daha izleme şansı buldum. Aslında bayağı kötü bir filmmiş, pek yazacak bir şey yok; ancak bu filmdeki tema şarkısına dikkat çekmek istiyorum. O yıllarda beni etkileyen, filmin dram yüküymüş meğer ve bu şarkı da bu yüke epeyce katkıda bulunuyor.
Youtube linki burada.
Youtube'a giremeyenler için Yasaktube linki de burada.
Bu arada, bu nasıl bir pantolondur abiciğim?



Rocky tarzı dayak yeme de mevcut filmde. İtalyan tribününde, en altta oturan bıyıklı dayıya dikkat edin lütfen. Kötü oyunculuklar serime ekliyorum onu.

19 Ağustos 2009

Kötü oyunculuklar 2



Sıradaki kötü oyuncumuz Jim Kellyy(?). Film Enter the Dragon (Ejder Kalesi, Robert Clouse, 1973), Bruce Lee'nin en bilinen filmi. Bruce Lee'den ve ona ne kadar hayran olduğumdan bahsedeyim mi? Belki başka bir zaman. Onun sarı siyah eşofmanlı filmiyle Kill Bill'i tesadüf serisinde karşılaştırırım veya Karim Abdul Jebbar'la olan dövüş sahnesini klasik sahne serisinde veririm belki. Karate filmlerinde ve Kemal Sunal'ın 100 Numaralı Adam (Osman Seden, 1978) filminde Wuuhhoooooaaaa diye başlayan bir müzik vardır. O müzik eşliğinde başlıyor Enter the Dragon. Bu arada bu nasıl film ismi, eski dos komutu gibi. Jim Kelly, davet edildiği Hong Kong karate turnuvasına yol almak üzere uçaktan iniyor. Yönetmen şöyle demiştir: "yerel motifleri takdir etmeni ve iddialı olmanı ifade edecek bir hareket, bir oyunculuk şöleni gerçekleştir Jim'ciğim". O karşıdan karşıya geçerkenki hali ne öyle! Adam 1971 karate şampiyonu, oyunculukla alakası yok, o yüzden mazur görüyorum. 1 de o hareketin Türkiye'de ne anlama geldiğini bilmiyordur kesin..

22 Temmuz 2009

Kötü oyunculuklar 1



Kötü oyunculuklar adlı yeni bir seri başlatıyorum. Travis Bickle, R. P. McMurphy, the Joker, Norman Bates gibi unutulmaz performansları övüyoruz da neden kötü oyunculukları sergilemeyelim. Amerika'da Altın Ahududu adlı en kötülerin deşifre edildiği bir platform olsa da marlonbarando halkı için kötü oyunculuklara örnekler sunacak ara ara. Bu kötü oyunculuklar bazen tüm filmdeki performansa göre belirleneceği gibi, video dosyasında olduğu gibi çoğunlukla örnekler verilerek yapılacaktır. Tarık Akan'ın Ferit dönemine ait Ah Nerede (Orhan Aksoy, 1975) adlı filmde, Gülşen Bubikoğlu'nun bu bakışı hep dikkatimi çekmiştir. Acaba yönetmen kendisine ne dedi? Gotik bir bakış istiyorum demiş olabilir. Gerçekten ilginç bir bakış. Boşa koysan dolmuyor, doluya koysan boşalmıyor(?).