Dressed to Kill etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dressed to Kill etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Şubat 2010

En iyi 10 korku filmi

Bir önceki yazımda söz verdiğim üzere en sevdiğim 10 korku filmini yazıyorum. Gün itibariyle arşivimde, korku türünden 79, gerilim türünden ise 58 adet film mevcutmuş. Bunlar arasından seçim yapmak zor olmadı. Puanlama sistemime göre filmleri süzünce dokuzuncu ve onuncu filmlerin yedi aldığını; sekizinci, yedinci ve altıncı filmlerin sekiz aldığını, beşinci, dördüncü ve üçüncü filmlerin dokuz, ikinci ve birinci filmlerinse on puan aldıkları görülmüştür. Bu bir kişisel listedir, sizlerin de önerilerinize, itirazlarınıza açığım. Buyrun liste:

10- Peeping Tom (Röntgenci, Michael Powell, 1960)
Rear Window (Arka Pencere, Alfred Hitchcock, 1957) etkisinin en güzel örneklerinden biri. Görselliğiyle korkutan bir film. İngiltere'nin korku film çekmek için çok uygun bir yer olduğunu bize kanıtlıyor. Psycho'ya aynı yıl çekilmiş olması ilginç bir detay bana göre.
9- One Missed Call (Cevapsız Arama, Takashi Miike, 2003)
İlk izlediğimde sinemada insanlar "bu ne ya" tavrı içerisindeydi, fakat böyle hastalıklı bir ruh hali barındıran filme başarısız demek haksızlık bence. Çok başarılı bir atmosfer filmi. Hele o melodi yok mu?
8- The Exorcist (Şeytan, William Friedkin, 1973)
Best Horror Movies sitesinin birincisi bende sekizinci sırada yer alıyor. Bir önceki yazımda fikirlerimi yazmıştım.
7- Profondo Rosso (Derin Kırmızı, Dario Argento, 1975)
Zamanında bir şeyler yazmıştım. Kısaca Hitchcock'un çekmediği en iyi Hitchcock filmi.
6- The Thing (Şey, John Carpenter, 1982)
Aslında bir yeniden çevrim olan bu Carpenter filmini ilk kez askerde nöbetteyken cnbc-e'de izlemiştim. Sonra bir de evde izledim. Duyuyorum ki bunun da yeniden çevrimini çekmeyi planlıyorlarmış. Çok saçma bir durum olur bana göre. Bu filmi izlerken kuzey kutbunun soğuğunu iliklerinizde hissedeceksiniz. Tekinsiz atmosfer yaratımında 10 numara bir filmdir. Carpenter filmleri zaten kandan ziyade, tekinsiz atmosfer yaratımı üzerine odaklanır. En başarılı örneklerinden biri, belki de birincisi de The Thing'dir.
5- Dressed To Kill (Öldürmeye Hazır, Brian De Palma, 1980)
Fragmanlı yazı burada.
4- Apartman Üçlemesi (Roman Polanski)
Bu maddede biraz esnaflık yaptım. Her biri ayrı birer başyapıt olan Polanski'nin apartman üçlemesini tek maddede ele aldım. Repulsion (Tiksinti, 1965) Londra'da, , Rosemary's Baby (Rosemary'nin Bebeği, 1968) New York'da, Le locataire (Kiracı, 1976) Paris'te çekilmiştir. Bunun sebebi Polanski'nin hayatında meydana gelen köklü değişikliklerdir. Üçlünün en iyisi burun farkıyla Rosemary's Baby'dir bana göre. Le locataire'de yönetmen kendisi başrolü oynamıştır ve unutulmaz bir performans sergilemiştir. Repulsion tezleriyle zamanının ötesinde bir filmdir ve günümüzde bile bir şeylerin altını çizebilmektedir. Her biri atmosfer yaratımında kusursuz denilebilecek filmlerdir. Sadece korku türünün değil, gelmiş geçmiş en iyi üçlemelerden biridir. İzlemeyenler varsa ölmeden önce mutlaka seyretsinler derim.
3- The Texas Chainsaw Massacre (Teksas Katliamı, Tobe Hooper, 1974)
Bu filmle ilgili bir yazı yazmadığıma hala inanamıyorum. Bin yıl geçse de unutulmayacak bir film diye düşünüyorum bu film hakkında. Korku filmlerinin altın çağını başlatmıştır desem abartılı olmaz sanırım. Diğer filmlerde ne kadar da çok taklit edildiğini izledikten sonra çok net bir şekilde görebilirsiniz. Yatağa yatıp uykuya dalmak ve dolayısıyla yeni, temiz bir güne başlama isteği uyandıran filmlerden. Devam filmleri de olmuştur ve şu şekilde soytarılıklar gözlemlenmiştir.
2- The Shining (Cinnet, Stanley Kubrick, 1980)
Bir önceki yazımda değinmiştim. Sinema tarihinin en önemli filmlerinden biri.
1- Psycho (Sapık, Alfred Hitchcock, 1960)
Aslında Hitchcock'un tv ekibiyle, bir milyon doların altında ucuz bir eğlencelik çekme isteğinden ortaya çıkan film, dünya tarihine yön vermiştir. Kendisi bu filmi en iyi filmi olarak düşünmez (Rebecca'yı düşünür), bence de bundan daha iyi bir filmi vardır (Rear Window); ancak bunlar Psycho'nun en korkutucu, en manyak, en zekice çekilmiş korku filmi olması gerçeğini değiştirmez. Devam filmleri de mevcuttur ve beni çok şaşırtan bir şekilde soytarılıklar yaşanmamıştır. Şok eden bir film mi arıyorsunuz? Psycho sizi bekliyor.

27 Aralık 2008

"Dressed to Kill" (1980)

Bazı filmler hayatınıza öyle bir girer ki sonra onları çıkarmanız mümküniyet sınırları içerisinde değildir. Her daim hatırlarsınız, hep izlemek istersiniz. Ömür boyu favorileriniz arasında yer alacağı kesindir. Dressed to Kill, (Öldürmeye Hazır, 1980) işte böyle bir film benim için. Brian De Palma'nın en formda olduğu zamanlarda çekilmiş. Sizin için değişik bir deneyim olacak eğer izlerseniz. Filmde zekice çekilmiş cinayet sahneleri ve yine zekice kurgulanmış bir öykü bulacaksınız. Hitckcock etkilerini filmde bariz yer alıyor.IMDB'de tür olarak crime, horror, mystery ve thriller yazıyor. Bu kelimeler sırasıyla; polisiye, korku, mistik ve gerilim diye çevirilebilirler. Ancak hiçbiri tek başına bu filmin türünü karşılamıyor. Sizi şaşırtmaya aday bir film.

01 Kasım 2008

Brian De Palma

Kendisi de sakallı olmasına rağmen, modern Amerikan sinemasının temellerini attığı düşünülen üç sakallı (Francis Ford Coppola, Martin Scorsese, George Lucas) arasında gösterilmedi. Dehasına dudak bükenler her zaman oldu, fakat bugün Hitchcockvari diye bir tür varsa bunu Brian De Palma'ya borçluyuz. Büyük ustaya olan saygısını hiçbir zaman gizlemedi ve filmlerinde büyük ustanın filmlerine açık göndermeler yapmaktan kaçınmadı. Split screen denen, ekranı ikiye bölüp bir olayı iki farklı kamera ile anlatma tekniğiyle filmlerindeki Hitchcock etkisini daha da arttırdı. Gün geldi birileri de filmlerinde O'nun filmlerine saygı duruşunda bulundu (Kill Bill vol:2, Quentin Tarantino). 70ler, 80ler ve 90lardaki süper formunu günümüzde koruyamasa da, Brian De Palma epeyce geniş bir hayran kitlesine sahiptir ve yaşayan en iyi yönetmenlerden biridir. Dileriz kamerasını tekrar psikopatların dünyasına veya mafya sularına çevirir ve bizlere fırından sıcak sıcak başyapıtlar sunar.
En iyi 5 filmi:
Dressed to Kill-Öldürmeye Hazır, 1980
Blow Out-Patlama, 1981
Scarface-Yaralı Yüz, 1983
Carlito's Way-Carlito'nun Yolu, 1993
Carrie- Carrie'nin Öfkesi, 1976

15 Eylül 2008

Nasıl movie buff oldum?


2004 yılıydı. Çok sıkıcı bir Avrupa Futbol Şampiyonası vardı. Yunanistan 8-1-1 taktiğiyle şampiyon olurken, ben de askerlik görevimi ifa etmekle meşguldum. Daha önce Türk filmleriyle alakalı sayardım kendimi. Okur, araştırır ve izlerdim. Fakat Dünya sinemasının örneklerine pek ilgi göstermezdim. İngilizce öğretmeni olduğum için KPDS sınavına girmek istiyordum. Sıkı vocabulary çalışmam gerekiyordu. Filmleri İngilizce altyazı ile izlemeye başladım. Bilmediğim kelimelere klavye kısayollarını kullanarak 3-5 saniyede bakıyordum. İşte film izleme macerası bu şekilde başladı. Sonra farkettim ki sinema hiçbir şeye benzemiyor. İşte o gün bugündür yılda ortalama 200 film izliyorum. Bu blogda ise amacım izlediğim filmlerle ilgili düşüncelerimi paylaşmak. Bazen spor ve müziğe de deyinebilirim. Hıncal Uluç'un dediği gibi "hayatı" yazacağım. Daha çok filmleri.. Eğer aceleye getirip de yazım yanlışı yaparsam şimdiden özür diliyorum. Bu arada sinema "taste"im hakkında bilgi vermesi açısından en sevdiğim on filmi sırasıyla yazıyorum.
1-Rear Window (Arka Pencere), Alfred Hitchcock, 1954.
2-Taxi Driver (Taksi Şoförü), Martin Scorsese, 1976.
3-Psycho (Sapık), Alfred Hitchcock, 1960.
4-Il Buono, il Brutto, il Cattivo (İyi, Kötü, Çirkin), Sergio Leone, 1966.
5-Se7en (Yedi), David Fincher, 1995.
6-Kill Bill Vol:1, Quentin Tarantino, 2003.
7-The Big Lebowski (Büyük Lebowski), Joel Coen, 1998.
8-The Texas Chainsaw Massacre (Teksas Katliamı), Tobe Hooper, 1974.
9-Rope (Ölüm Kararı), Alfred Hitchcock, 1948.
10-Dressed to Kill (Öldürmeye Hazır), Brian de Palma, 1980.
15 Eylül 2008 itibariyle listem bu şekilde. Görüldüğü gibi Hitchcock filmleri ve Hitchcockvari filmler listeyi domine ediyorlar. Yalnız listeyi oluştururken zorlandığımı fark ettim. Şunu 15 film mi yapsaydık? Neyse, bu da içime sinmedi değil. En çok Leon (Sevginin Gücü, Luc Besson, 1994) ve The Shining'in (Cinnet, Stanley Kubrick, 1980) dışarda kalmasına üzüldüm desem oyunbozanlık yapmış mı olurum?
Not: Bu blog oluşturulurken acetobalsamico.blogspot.com yazarı Bülent Timurlenk'ten etkilendim.