A Ay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
A Ay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

09 Haziran 2011

Son Aki Kaurismaki filmleri


Finlandiya'lı yönetmen Aki Kaurismaki, 20 film çekip emekliye ayrılacağını beyan etmişti. Şu anda 16 adet uzun metraj filmi mevcut. Benim izlemediğim iki filmi kaldı. Biri 2011 tarihli olduğu için onu izlemem iki üç yılı alabilir. Diğerini de yakında izlerim. Elimde kalan son filmlerinden iki tanesini izledim. Birincisi ilk filmi olan "Crime and Punishment/Suç ve Ceza" (1983) diğeri de Fransa'da ve Fransızca çektiği "La Vie de Boheme/Bohem Hayatı" (1992). Aki Kaurismaki'nin ben asla başyapıt çekemem dediğini de yazmıştım. Doğru. Hiçbir filmi başyapıt değil ama Kaurismaki sinemasının tuhaf bir büyüsü var. İnsana suçluluk duygusu hissettiren, naif, namuslu filmler bunlar. Yer yer beceriksiz bile olabilen, kitsch ama zihinlerde sorular uyandıran filmler. "Crime and Punishment" bilindiği üzere Dostoyevski'nin romanından bir uyarlama. Rivayete göre romanı okuyan Hitchcock, sinemaya uyarlamanın imkansız olduğunu düşünmüş. Bu düşünceyle çelişen Kaurismaki işe koyulmuş. İlk filminde böyle önemli bir eseri uyarlamanın riskli olduğunu düşünenler var; fakat Kaurismaki kendisine özgü tarzıyla işin altından kalkmayı başarıyor. Hikayeye dünya görüşünün etkilerini de katıyor ve yine sınıf çatışması üzerine ilgiyle izlenen bir film ortaya çıkıyor. Her zamanki donuk, duygusuz, ezilmiş Kaurismaki anti-kahramanı burada da arz-ı endam ediyor ve yine kendi sınıfından bir karşı cinsle gidip gelen bir yakınlık içerisine giriyor. Özentisizce çekilmiş kavga, ölme ve öldürme sahneleri ve bol bol kahve, sigara, alkollü içecek sahnesi daha bu ilk filminde de mevcut Kaurismaki'nin. Sonuçta tarzını seviyorsanız sıkılmadan izleyebileceğiniz tipik bir yedilik Kaurismaki filmi. Bu arada filmin başında bir böcek öldürülüyor. Buna benzer bir sahne Reha Erdem'in "A Ay" (1988) filminde de mevcuttu. Tabii o yıllarda kamera önünde bir canlının (ve de böcek) öldürülmesi çok tepki çekmemiş olmalı. Bugün bile birçok insan altı üstü bir böcek diye düşünüyordur. Ama böyle bir şeye günümüzde asla müsade etmezler ve bence de böcek de olsa bir canlıyı film için katletmek çok yanlış bir davranış.
"La Vie de Boheme"yse tıpkı İngiltere'de İngilizce çektiği "I Hired a Contract Killer/Bir Kiralık Katil Tuttum" gibi Kaurismaki'de iğreti duran bir film olmuş. Fince olmayan ve Helsinki'de geçmeyen Kaurismaki filmlerine karşı bir soğukluğum var. Çok mu tutucuyum ne? Bu sefer bir değil üç kaybeden var filmde. Biri ressam, biri müzisyen biri de yazar. Yani adından da anlaşılacağı üzere bohem hayatı sürmesi şaşırtmayacak üç karakter. Ve bunların başlarına gelen toplumsal, bireysel hayal kırıklıkları. Filmin ilginç özelliği bir film 70 dakika civarında olmalıdır diyen Kaurismaki'nin en uzun filmi olması. 98 dakika "La Vie de Boheme". Gerçi son filmi için imdb'de 103 dakika yazıyor ama çıkalı bir kaç ay olan son filmine kadarki olan filmografisinin en uzun filmi bu. Benim gibi Fransızca'ya alerjiniz yoksa ilgiyle izleyebilirsiniz.

23 Eylül 2008

Gross!


"Cannibal Holocaust" ve "Pink Flamingos" arşivimde bulundurmayı reddettiğim iki iğrenç film. Kurgu olup da en rahatsız edici sahneleri izleyebilen ben bu iki filmi izlerken zorlandım. "Cannibal Holocaust"tan başlayalım. Birçok ülkede yasaklı olan bu filmin uncut versiyonunu internetten bulup izledim. Yönetmen de yıllar sonra bu filmi çekmekten duyduğu pişmanlığı dile getirmiştir. Filmin kusuru kamera önünde canlı canlı hayvanların öldürülmesi idi. Geçenlerde Türk sinemasından en sevdiğim yönetmenlerden biri olan Reha Erdem'in ilk filmi "A Ay"ı izliyordum. 1989 yapımı filmde bir böceğin bacakları kopartıldı. Çok yadırgadım. Günümüzde film yapımcıları bu konuda çok daha hassaslar. Kesinlikle hiçbir hayvanın çekimlerde zarar görmesini istemiyorlar. Ama "Cannibal Holocaust"ta resmen holocaust hayvanlara yapılıyor. Dünyanın en önemli, en iyi filmini çekseniz bile bir karıncanın bile hayatına kastedemezsiniz. Bu cüreti kimse kendinde bulmamalıdır. Gelelim "Pink Flamingos"a. Ne desem ki? İzleyenler bilir...İzlemeyenler de izlemesinler. John Waters tersine bir estetik anlayışını benimsemişmiş. O'na şu soruyu sormak isterdim. Ne gerek var bu kadar iğrençliği insanlara göstermeye? Gerçekten ne gerek var? Bu iki filmin hayranı olup da sık sık izleyen insanları da anlayamıyorum. Ha ben sık sık "The Texas Chainsaw Massacre" filmini izlerim. Ama o tamamen kurgu. Bu iki filmi ise izledim ve bir daha izlemem, arşivimde de bulundurmamnokta