Little Miss Sunshine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Little Miss Sunshine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Haziran 2011
Bir yiyecek bir içecek
Bazen kendimi sağlıklı beslenme freak'i gibi hissediyorum. Sıfır katkı maddesi içerdiği iddiasında olan Doğa marka müsliyi bu yüzden seviyorum. Aslında Dr. Oetker'in müslisini de seviyorum. Tatmin edici miktarda iri taneler var içerisinde ama içeriğine baktığınızda bir sürü hoşuma gitmeyen madde var. Bugün tanıtmak istediğim yiyecek evet müsli. Sıkça Amerikan indielerinde görürüz. İki ebeveyn de çalışmaktadır (biri muhtemelen yalan söylemek üzerine kurulu al-sat tarzı bir işte çalışır). Sabahları vakit olmadığından çocuklara mısır gevreği tarzı bir şeyler verilir. O yüzden bu tarz yiyecekleri sevimsiz bulurdum ben. Tıpkı "Little Miss Sunshine/Küçük Gün Işığım"daki hazır kızarmış tavuk sahnesinden sonra bu yiyeceği de sevimsiz bulduğum gibi. Bağsur sorunu olan bir arkadaşımın yaşadıklarını anlatmasından sonra lifli gıdalara eğilmem gerektiğini hissettim ve markette gözüme ilişen müsliyi denemek istedim. Müsli lifli gıda açısından oldukça zengindir. Doğa marka müsli %65 tahıl içeriyor örneğin. O denemeden sonra artık diyebilirim ki radikal bir müsli taraftarıyım. Çok pratik olması bir yana sütle yenildiği için protein ihtiyacınızı da karşılamış oluyorsunuz. Ve muhteşem bir lezzet. Müsli yediğiniz zaman Amerikan indielerindeki kaybeden hayatını değil de sağlığınıza yatırım yaptığınız için bir winner hayatı yaşamış oluyorsunuz. Yiyecek buydu, gelelim içeceğe. Onun da sinemayla bağlantısı var.
Tabi bu içkinin sağlıklı yaşamla bir alakası yok. Hedonist yaşamla alakası var. Martiniden bahsediyorum. Sinemayla olan bağlantısı da James Bond'un favori içkisi olması. Shaken, not stirred repliği çok meşhurdur Bond'un. Bu arada, bir dönem tüm Bond filmlerini izleme arzusuyla işe girişmiştim. Sean Connery'nin oynadığı bölümleri seyrettim ama diğerlerini izlemek içimden gelmedi. Bundan sonra bir martini insanıyım. Martini, İtalya menşeili bir vermut. Vermut da bir çeşit aromalı şarap. Genellikle kokteyler de rastlanır ve bir masa içkisi olarak kabul görmez. Hatta bazılarına göre bir bayan içkisidir. Çok yumuşak, çok hoş bir içimi var martininin. Kadehi de resimde görüldüğü gibi zarif bir şeydir. Cin veya votkayla kokteyl yapılabildiği gibi dry martini yani sek olarak da içilebilir. Benim favorim sek olanı. İçerisine konulan yeşil zeytin de sinemada birçok erotik sahnede kullanılmıştır. Türkiye'de 40-50 lira gibi fahiş bir fiyata satılırken, ben havaalanı Free Shop'tan dokuz euroya aldım örneğin. Yurtdışında da bu fiyatta satılıyor. Yalnız bu ne tür bir şarapsa mantarlı değil ve tıpkı viski, votka gibi kapaklı. Dolayısıyla açtığınızda bitirmek zorunda değilsiniz. Akşam olsa da içsek...
28 Eylül 2010
"Little Miss Sunshine" minibüsü
Bu minibüsten ne kadar çok aradığımı yazmıştım. Benim için bulması çok zor bir objeydi (precious). Bir iki kişiye hediye etmek ve kendime de bir tane edinmek yaklaşık iki yılımı aldı. Şimdi her tarafta varlar.
25 Haziran 2010
Sinemada türler
Sinemada türleri kestirmek artık eskisi kadar (60lı, 70li yıllar) kolay olmuyor. Tür kırması, alttür, anaakım, bağımsız, gerilim, romantik komedi, dram, aksiyon, yol, biyografi, mockumentary, shockumentary, blaxploitation, istismar, kara gibi kelimeler yeteri kadar kafa karıştırıcı. Film türlerinin İngilizcesi ve Türkçesinde de farklılıklar mevcut. Kelime anlamı macera olan adventure, film türü olarak Türkçedeki yol filmi kavramıyla karşılığını buluyor. "Little Miss Sunshine/Küçük gün Işığım" veya "Yüzüklerin Efendisi" örnekleri IMDB'de adventure filmi olarak kayıt altına alınıyor. Bir filmin adventure filmi olabilmesi için içinde bir yolculuk olması gerekiyor. Harika film "Transamerica" trajikomik bir hikaye midir yoksa bir yol filmi midir sizce? Dedim ya eskiden hatlar daha keskindi. Mesela Hitchcock filmleri, "Trouble with Harry/Harry ile Derdimiz" dışında gerilim veya korkudur. Nora Ephron filmleri romance yani romantik komedidir. Dario Argento filmleri giallo'dur(İtalyanca sarı demek, başka yazı konusu). Bir Tarantino filmine hangi tür diyeceğiz? İyi bir örnek olmadı; çünkü bunun için Tarantinesque diye bir kelime icad edildi. Bir Kusturica filmine sadece komedi filmi demek ne kadar adil? Günümüz filmlerini kategorize etmek beyhude bir çaba olarak kabul edilir çokları tarafından; ancak benim gibi arşiv yapanlar için durum vahim. Aradığım filmi kolaylıkla bulmak için bir tür kategorisine koymak zorundayım ve ben de resimde görüldüğü gibi yöntemler seçtim. Bir Türk filmi ne olursa olsun Türk filmidir mantığıyla yola çıkarak en kolay sınıflandırmayı bu filmlerde yapıyorum. Benzer bir şekilde animasyonlar da ne olurlarsa olsunlar son tahlilde animasyondurlar diye o güzelim komedi veya dramları bir kalemde sildim. Birbirlerine yakın türler var: sanat, bağımsız, yol, düşük bütçeli...Klasörden her birine örnek vermek gerekirse, sırasıyla: "Tystnaden/Sessizlik", "Wristcutters: A Love Story/Bilekkesenler. Bir Aşk Hikayesi", "Paris, Texas", "It's a Free World…/Özgür Dünya". Korku, gerilim ve karadan (noir) birbirine daha yakın ne olabilir? Bilim kurgu ve fantazi de yakın akraba. Aslında aksiyonun alttürü olabilecek western ve savaş filmlerini de yan yana iliştirdim. Hımm! Aslında dram ve mystery'i (gizem) ayırabilirmişim. Komedi, romance ve belgesel mecburen yalnız kaldılar. Türlere çok takılan bir sinemasever değilim, ancak pratik olması bakımından böyle bir yol buldum.
09 Şubat 2010
"Sunshine Cleaning" (2008)
Little Miss Sunshine'nın yapımcısından diye bir etiketi olursa, ayrıca yine isminde "sunshine" kelimesi tekrar edilirse, hadi gel de izleme bu sevimli bağımsızı! Little Miss Sunshine filmi bloğumda üç kere kendisinden söz ettirmiş:1
2
3
Aynı yapımcıdan, bu sefer Chiristine Jeffs imzalı Sunshine Cleaning'in (Günışığı Temizleme Şirketi, 2008) adı geçen filmden aşağı kalır bir tarafı olmadığını düşünüyorum. Farklı formüller üzerinden ilerleseler de bağımsız filmlerin kendilerine has dokusunu ikisi de çok iyi veriyor. Benzer yanları yok mu? Var elbette. İkisi de kaybedenlerin yırtma öyküsü üzerine kurulu. Dram türüne daha yakın seyreden Cleaning'in ayakları yere biraz daha sağlam bassa da mizaha sırtını tamamen çevirmiş değil. Aynı şekilde Little Miss'in de sabun köpüğü bir film olduğunu asla söyleyemeyiz.
Bağımsız film kadın kaybedeni nasıl biridir?
Boşanmıştır, çocuğu vardır, sigara içer, çok kötü bir işi vardır, evli sevgilisi vardır, sorunlu ailesi vardır, geçmişinde parlak unsurlar vardır...
Kahramanımız Rose bunların hepsine sahip. Birgün kanlı canlı olay mahalini temizleme işi gibi oldukça yaratıcı, karlı bir o kadar da zor bir işe girişir. Ne dersiniz yırtacak mı? İzleyin ve görün.
Fwd: ilt: fwd:ilt: fwd: ilt y@WrU k€di r€siml€ri, Ay çokkk $ekerrrr :))))))))
08 Temmuz 2009
"Ratatouille"yi altıncı kez izlemek
2007'nin en iyi filmlerinden biri olan Ratatouille'yi (Ratatuy, Brad Bird) altı kez izlemezdim; fakat okulda öğrencilerime film izleteceğim diye söz verdiğimden dolayı, her sınıfla takrar izlemek zorunda kaldım. Ratatouille garanti filmlerden biridir. Yani birisine bir film tavsiye edecekseniz ve küfür yemek istemiyorsanız Rataouille'yi korkmadan tavsiye edebilirsiniz. Tıpkı Little Miss Sunshine (Küçük Gün Işığım, Jonathan Dayton, Valerie Faris, 2006) gibi..Bir kere bir başarı öyküsüdür Ratatouille ve başarı öyküleri öykünmenin (gişe başarısının sırrı) en kolay gerçekleşebileceği öykülerdir. Kendini aşmaya çalışan bir kahraman olması da işin cabası. Filmin diğer artıları teknik özelliklerinin, senaryosunun, temposunun, seslendirmesinin çok iyi olması . "Haa, şu filim!. Bi fare ahçı olmaya çalışıyo". İşte halkın yorumu bu. Benim yorumum ise: limitleri olan ve bu limitlerinin farkında olan bir kahraman adayının, hayatını istediği şekle sokmak için yeteneklerinin de yardımıyla nasıl doğru zamanda doğru yerde olması gerektiğini seyirciye gösterdiği ve bunu yaparken tüm komplekslerinden arınarak, klasik Yunan trajedilerindeki amaç olan zihinsel arınmayı seyirciye yaşattığı, olağanüstü animasyon.. 14 Mart 2009
"Little Miss Sunshine"ı (2006) tekrar izlemek
Yeni bir seri başlatsam mı? Evet, evet başlatayım; çünkü zaman zaman bazı filmleri tekrar izliyorum ve söyleyecek bir şeylerim oluyor o filmlerle ilgili. Dün Little Miss Sunshine'ı (Küçük Gün Işığım, Jonathan Dayton, Valerie Faris, 2006) izledim. Son zamanlarda fazlaca bunalım film izlemiş birisiyle beraber benim tavsiyem niteliğinde izledik. Kardeşime de bu filmi tavsiye etmiştim. Genelde zevklerimiz uyuşmaz ve o bile "Little Miss Sunshine iyiymiş lan" demişti. İnsana yaşama umudu veren filmler listemde yer alan Little Miss Sunshine beni yanıltmadı ve dün beraber izlediğimiz kişi de "evet gerçekten çok 'güzel' bir filmmiş" dedi. Kandemir Konduk imzalı, mahalle temalı "kitsch" TV dizileri vardır. Ortalama halktan birine bu diziler yaşama sevinci yükler. Little Miss Sunshine ise herke"z"in yüzünde hoş bir ifade bıraktırıyor. İlk kez izlerken oyunculardan; kız, ayı büyükbaba, eşcinsel dayı ve konuşmama andı içen çocuk dikkatimi çekmişti, bu sefer izlediğimde babanın da çok iyi oyunculuk performansı gösterdiğini farkettim. Başarıya ulaşmak için 10 altın yol tarzı kitaplar yazan bu adamın uzman edasıyla insanları gaza getirmeye çalıştığı cümleler beni çok güldürdü. Bunalımdaysanız izleyiniz bu filmi, iyi gelecektir.
05 Ekim 2008
"Little Miss Sunshine" (2006)


Benim gibi "Little Miss Sunshine" filmini çok seven bir tanıdığıma resimde görülen oyuncağı hediye etmek için Ankara'daki hemen hemen bütün oyuncakçıları dolaştım ve bir tane buldum. Bence çok güzel bir hediye oldu. Bu arada filmi ne kadar sevdiğim aklıma geldi. 2006'nın en iyi filmlerinden, sevimli bir bağımsız "Little Miss Sunshine". Bundan sonra çıkan her sevimli bağımsız onunla karşılarştırılacaktır. Bu kaybedenler klübü şeklindeki filmler neden bu kadar tutuyor?..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


