En son keşfettiğim yönetmen olan Abel Ferrera'nın filmlerini kronolojik sıraya göre izlemek isteğimden dolayı açılışı bu ilk normal (!) filmiyle yaptım. Ferrera aynı zamanda başrolde oynuyor. New York'lu ressam Reno'nun adım adım deliliğe doğru evrilmesinin kitsch öyküsü. Filmin başlarında sıradan bir New Yorker gibi duran Reno, kulak tırmalayan bir müzik eşliğinde giderek bir seri katile dönüşür. Benim izlediğim versiyonunun görüntü ve ses yönetimi çok kötü olduğu için filmden pek bir zevk alamadım. Ayrıca "The Driller Killer/Matkapçı Katil" basbayağı kötü bir film; ancak Abel Ferrera'nın nasıl bir sinema peşinde olduğuyla ilgili ipucu veriyor. Yani New York'ta geçen bağımsız suç öyküleri. İnsanın karanlık tarafıyla ilgilenen bir sinema anlayışı. Nereden okuduysam bir sitede bu filmin ve Brian De Palma'nın "Body Double/Sahte Vücutlar"ının, "American Psycho/Amerikan Sapığı"nın favori filmleri olduğu yazıyordu. "American Psycho"yu arşivcilik yıllarımın başlarında izlemiştim ve henüz "Psycho/Sapık"ı, "The Silence of the Lambs/Kuzuların Sessizliği"ni ve "The Texas Chainsaw Massacre/Teksas Katliamı"nı (1974) o dönemde izlememiş olduğum için bu filmden de pek bir şey anlamamıştım ve altı gibi düşük bir not vermiştim. Bu filmde kaliteli bir şeyler olduğunu seziyordum ve tekrar izlemek istiyordum. "The Driller Killer" buna vesile oldu. Filmin hiçbir yerinde ne "The Driller Killer"dan ne de "Body Double"dan bir iz yok. Bir tek sahnede Patrick Bateman'ın egzersiz yaparken televizyonda "The Texas Chainsaw Massacre"ın sonundaki manyak sahnenin oynadığını görüyoruz. Sanırım o vurgular film için değil de kitap için yapılmış olmalı. Filme dönecek olursak her kaliteli seri katil filminde olduğu gibi "American Psycho"da da destansı bir oyunculuk performansı var. İsmi fena halde Norman Bates'i çağrıştıran Patrick Bateman rolünde Christian Bale akıl almaz bir performans sergiliyor. Zaten filmin bir yerinde Ed Gein'den bahsederek yukarıda saydığım seri katil filmleriyle olan akrabalığını açığa çıkarıyor. Çok tuhaf bir karakter olan Bateman da görünürde elit bir New Yorker'dır. En iyi arabalara binip en güzel kadınlarla beraber olmaktadır ve işinde oldukça başarılı. Oldukça zengindir ve çok çekici bir fiziğe sahiptir. Ama filmin çok başarılı bir şekilde işlediği üzere o da tıpkı "The Driller Killer" gibi adım adım deliliğe doğru yol almaktadır. İnsanlıkla bağlantısını filmin ilerlediği dakikalara paralel olarak kaybeder. Etrafında kendisinin sahip olduğundan daha iyi bir özelliğe sahip olan herkesi öldürmek ister. Şu sahnede kendisinden daha iyi karta sahip olan meslektaşını nasıl kısakandığına bir bakar mısınız?
21. yüzyılın en iyi 100 romanı arasında sayılan kitabı okuyanlar filmin kitapta anlatılanın az bir bölümünü yansıtabildiğini düşünseler de bence olağanüstü bir film "American Psycho". Bazen insanda Amerikan Sapığı olma isteği uyandıran insan iki yüzlülüklerine cepheden saldırıyor. Bale'in performansının insanda bu adam seri katil olmalı duygusu uyandırması da cabası. Stilize görüntü yönetimi ve filmi daha da tuhaf yapan kıl mizah anlayışıyla avangard bir film. Mutlaka izleyin. Devam filmi "American Psycho 2: All American Girl" ise hatırladığım kadarıyla bir sirk gösterisi kıvamındaydı ve şimdilik tekrar izlemeyi düşünmüyorum.
Norman Bates etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Norman Bates etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Temmuz 2009
Kötü oyunculuklar 1
Kötü oyunculuklar adlı yeni bir seri başlatıyorum. Travis Bickle, R. P. McMurphy, the Joker, Norman Bates gibi unutulmaz performansları övüyoruz da neden kötü oyunculukları sergilemeyelim. Amerika'da Altın Ahududu adlı en kötülerin deşifre edildiği bir platform olsa da marlonbarando halkı için kötü oyunculuklara örnekler sunacak ara ara. Bu kötü oyunculuklar bazen tüm filmdeki performansa göre belirleneceği gibi, video dosyasında olduğu gibi çoğunlukla örnekler verilerek yapılacaktır. Tarık Akan'ın Ferit dönemine ait Ah Nerede (Orhan Aksoy, 1975) adlı filmde, Gülşen Bubikoğlu'nun bu bakışı hep dikkatimi çekmiştir. Acaba yönetmen kendisine ne dedi? Gotik bir bakış istiyorum demiş olabilir. Gerçekten ilginç bir bakış. Boşa koysan dolmuyor, doluya koysan boşalmıyor(?).
11 Ocak 2009
"Psycho II" (1983) & "Psycho III" (1986)
Raising Cain ile ilgili yazımda şakayla karışık Psycho'nun (Sapık, Alfred Hitchcock, 1960) devam filmlerini izlemeyi düşündüğümü ve de endişelerim olduğunu belirtmiştim. Bu endişelerimin iki sebebi vardı. Birincisi böylesine riskli bir işe daha önce girmiştim ve sonuç hezimetti. The Texas Chainsaw Massacre (Teksas Katliamı, Tobe Hooper, 1974) da Psycho gibi beni derinden etkilemiş bir korku filmiydi ve O'nun da devam filmleri vardı. Sonucu biliyorsunuz. İkinci sebep ise daha önceden Gus Van Sant'in bire bir aynı planlarla çektiği Psycho'yu (Sapık, 1998) izlemiş olmam ve de sonucun yine çok kötü olmasıydı.
Ve nihayet geçtiğim Cuma akşamı okulda yurt nöbetçisi iken bu iki filmi izledim. Cuma günü olduğu için etüd yapılmıyordu, fazla da öğrenci yoktu. Psycho II'yi (Sapık 2, Richard Franklin, 1983) izlerken, film arada sırada çeşitli sebeplerle bölünüyordu ve ben filmi durdurup sorunu çözmeye gidiyordum ama aklım hep filmde oluyordu. Şunu söylemeliyim ki endişelerim yersizmiş. Genelde devam filmlerinde rastlanılan, senaryoyu zorlamaktan kaynaklanan handikaplar bu filmde yoktu. Tıpkı O'nun yaptığı gibi, film sizi eline geçiriyor ve sarstıkça sarsıyordu. Yerinizde duramıyorsunuz ve bir dakika size rahat bir nefes aldırmıyor. Stilist görüntü yönetimi ve ilki kadar olmasa da yine de ürkütücü bir müzik eşliğinde Bates'in ve annesinin hezeyanlarını izliyorsunuz.
Psycho III (Sapık 3, Anthony Hopkins, 1986) ise Hıncal Uluç'un deyimiyle "ı Ih, olmamış. Kral çıplak!". Fakat buradaki olmamışlık diğer iki filme göre bir olmamışlık. Bağımsız olarak değerlendirildiğinde türünün kalbur üstü örnekleri arasında rahatlıkla girebilecek bir film. Bu filmin bana anlatmayı başardığı şey, Psycho'nun müzikali bile yapılsa izleyebileceğimdir. Sonuçta Psycho, izledikten sonra ömür boyu etkisinden kurtulamayacağınız bir film. Bazı fantastik filmlerde olduğu gibi hafıza sildirmek mümkün olsaydı, hafızamdan sildirip tekrar tekrar izlemek isterdim.
Bu arada, tamamen kendi imkanlarımla Psycho II'nin bir fragmanını (trailer) yaptım. Filmde Bernard Herrmann'ın o muhteşem film müziğinin kullanılmadığını tekrar hatırlatayım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
