Hangi filmleri hatırlatmıyor ki "After Hours"? En başta Hitchcock klasiği "North by Northwest/Gizli Teşkilat" (1959). Sonra Stone klasiği "U-Turn/Kaybedenler" (1997). Scorsese'nin kendi başyapıtı "Taxi Driver/Taksi Şoförü" filminin çok da belirgin olmayan ama hissedilen izleri de bu filmde mevcut. Hatta biraz zorlarsak kendisinden sonra çekilen Atıf Yılmaz'ın "Aahh Belinda"sında (1986) bile bu filmin izlerini bulabiliriz. Edward Münch'ün meşhur Scream/Çığlık tablosundan esinlenmeler olması dolayısıyla kendisinden yıllar sonra çekilecek "Scream/Çığlık" serisine ilham kaynağı olduğu da düşünülebilir. Mike Leigh'nin "Naked/Çıplak"ı (1993) vs. vs...Kısıtlı bir zaman diliminde geçen ve paranoyayla karışık klostrofobik filmleri çok severim. Üstüne bir de başarılı bir kara mizah barındırıyorsa o film tadından yenmez. "After Hours" benim bu beklentilerimi karşıladı. Scorsese'nin de facto cehennemi New York'da, bir gece yarısı, metin düzenleyicisi Paul Hackett hoş bir gece geçirmek isterken "U-Turn"deki Bobby gibi bir bahtsız bedeviye dönüşüyor. Hiç evelemeden gevelemeden direk hikayeye girerek seyirciyi ele geçiriyor "After Hours". İlk beş dakikada çekici bir kadınla tanışan Paul, Manhattan Soho'da oturan kadından bir davet alıyor ve sonrasında başına gelenler saymakla bitmez, saymamak da gerekir zaten. Bu filmin bana hatırlattığı birçok özlü söz, şarkı sözü oldu. Her canlı bir gün ölümü tadacaktır'ı sorguladım. Paul bir gün ölümü tadacaksa bu yaşadıklarını nereye koyacağız? Çanakkale Türkü'sünde geçen Ölmeden mezara koydular beni sözü aklıma geldi. Her ne kadar filmde aşk unsuru olmasa da Neşet Ertaş'ın Sevsem öldürürler, sevmesem öldüm türküsündeki çaresizliğin benzerini de Paul üzerinde hissettim. Bir de meşhur kutup ayısı hikayesi...Kara mizah alanında bir favori filmim daha oldu. Her ne kadar birçokları tarafından Scorsese filmografisinin zayıf halkalarından biri olarak kabul edilse de "After Hours" bir zeka parıltısı. "The King of Comedy/Komedi Kralı"nda (1983) da böyle olmuştu. Bu filmi izleyenlerin gizli bir teşkilata üye olduklarını düşünüyorum.
North by Northwest etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
North by Northwest etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15 Ekim 2011
27 Haziran 2010
Hitchcock'un son filmi
1976 yılı Hitchcock'un muhteşem sinema kariyerinin sonu oldu. Hitchcock'un kariyerinin 1954-1976 arasına denk gelen kısmı benim için nefes kesicidir. "Rear Window", "To Catch a Thief", "The Trouble with Harry", "The Man Who Knew Too Much", "The Wrong Man", "Vertigo", "North by Northwest", "Psycho", "The Birds", "Marnie", "Torn Curtain", "Topaz", "Frenzy", ve son olarak da bugün izlediğim "Family Plot" var bu dönemde. Baştan ve sondan üçüncü filmler hariç diğerleri benim için unutulmaz filmler olmuşlardır. Hitchcock bu dönemde amiyane tabirle sinemanın kitabını yazmıştır. Amerika'ya ve dünyaya armağan edilmiş muhteşem bir 20 yıl. Birçokları tarafından Hitchcock'un en silik filmlerinden kabul edilen "Family Plot/Aile Oyunu" aslında hiç de öyle silik, zayıf halka bir film değil bana göre. Artık inandırıcılık sorunundan muzdarip olan bazı Hitchcockvari çekimler ve mantık hataları mevcut filmde; fakat boşu boşuna "master of suspense" (şüpheli beklentinin kralı) olmayan Hitchcock yine gerim gerim germeyi veya merakla karşık tedirginlik duygusunu yaşatmayı fazlasıyla başarıyor. Komediye oldukça yakın seyreden "Family Plot" kedi-fare oynu oynayan iki çiftin hikayesi. Zengin, yaşlı bir kadını söğüşlemek için doğaüstü güçleri olduğu ayağına yatan bir kadın ve onun aktör eskisi taksi şoförü sevgilisi, fidyecilik yaparak elmas koleksiyonu yapan başka bir çiftin peşine düşer. Sebep, yaşlı kadının yıllar önce yok ettiği kız kardeşinin gayrı meşru çocuğunu bulmak istemesidir. Bu arada olaylar birbirine sarmalar ve tam bir Hitchcock filmi çıkar ortaya. Brian de Palma'nın kariyerine baktığımızda 1976 yılında "Obsession/Takıntı" ve "Carrie/Günah Tohumu" adlı iki filmi çektiğini görüyoruz. Bu iki film de oldukça Hitchcockvari filmlerdir, hatta "Obsession" "Vertigo/Ölüm Korkusu"nun yeniden çevrimi gibi bir şeydir. Ustasıyla aynı dönemde gişe için mücadele verdiğinde neler hissetti acaba? Garip bir duygu olsa gerek.
14 Aralık 2009
"Stage Fright" (1950)
Mr. H'den film izlemeyeli bir iki sene dolduğunu farkettim ve yediden fazla puanı olan Stage Fright'ı (Sahne Korkusu, 1950, Alfred Hitchcock) izlemeye karar verdim. Hitchcock filmlerinin Türkçe adlandırılmasında garip durumlar yaşandığından bahsetmiştim, buraya tıklarsanız Hitchcock'un filmlerinin Türkçe adlarına ulaşabilirsiniz. Neyse ki Sahne Korkusu, Sahne Korkusu olarak çevrilmişti. Filmin adına bakınca, bu filmin bir tiyatroda geçen akıl almaz bir cinayet üzerine olduğunu düşünüyor insan. Gerçek öyle değil. Vasat çok Hitchcock filmi seyrettim, bu da onlardan biriydi. Bir kere Hitchcock'un İngiltere'de geçen filmlerinden ziyade Amerika'da geçenler beni daha etkiler; bu film için 10 sene önce ayrıldığı İngiltere'ye geri dönüyor Mr. H ve o bayan İngiliz mizah anlayışı etkisinde vasat bir film çekiyor. Bir iki etkileyici sahne dışında, genel olarak germeyen bir filmle karşılaştım. Hafıza sildirme olayının başlamasının iple çekiyorum. O zaman Rear Window, Psycho, Rope, North by Northwest, Vertigo, Notorious ve Spellbound'u yeniden seyredeceğim. Not: Mr. H; Psycho'nun (Sapık, 1960) dvdsinde filmin senaristinin Alfred Hitchcock'tan bahsederken kullandığı kısaltmadır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
