The King of Comedy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
The King of Comedy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ekim 2011

"After Hours" (1985)

Hangi filmleri hatırlatmıyor ki "After Hours"? En başta Hitchcock klasiği "North by Northwest/Gizli Teşkilat" (1959). Sonra Stone klasiği "U-Turn/Kaybedenler" (1997). Scorsese'nin kendi başyapıtı "Taxi Driver/Taksi Şoförü" filminin çok da belirgin olmayan ama hissedilen izleri de bu filmde mevcut. Hatta biraz zorlarsak kendisinden sonra çekilen Atıf Yılmaz'ın "Aahh Belinda"sında (1986) bile bu filmin izlerini bulabiliriz. Edward Münch'ün meşhur Scream/Çığlık tablosundan esinlenmeler olması dolayısıyla kendisinden yıllar sonra çekilecek "Scream/Çığlık" serisine ilham kaynağı olduğu da düşünülebilir. Mike Leigh'nin "Naked/Çıplak"ı (1993) vs. vs...Kısıtlı bir zaman diliminde geçen ve paranoyayla karışık klostrofobik filmleri çok severim. Üstüne bir de başarılı bir kara mizah barındırıyorsa o film tadından yenmez. "After Hours" benim bu beklentilerimi karşıladı. Scorsese'nin de facto cehennemi New York'da, bir gece yarısı, metin düzenleyicisi Paul Hackett hoş bir gece geçirmek isterken "U-Turn"deki Bobby gibi bir bahtsız bedeviye dönüşüyor. Hiç evelemeden gevelemeden direk hikayeye girerek seyirciyi ele geçiriyor "After Hours". İlk beş dakikada çekici bir kadınla tanışan Paul, Manhattan Soho'da oturan kadından bir davet alıyor ve sonrasında başına gelenler saymakla bitmez, saymamak da gerekir zaten. Bu filmin bana hatırlattığı birçok özlü söz, şarkı sözü oldu. Her canlı bir gün ölümü tadacaktır'ı sorguladım. Paul bir gün ölümü tadacaksa bu yaşadıklarını nereye koyacağız? Çanakkale Türkü'sünde geçen Ölmeden mezara koydular beni sözü aklıma geldi. Her ne kadar filmde aşk unsuru olmasa da Neşet Ertaş'ın Sevsem öldürürler, sevmesem öldüm türküsündeki çaresizliğin benzerini de Paul üzerinde hissettim. Bir de meşhur kutup ayısı hikayesi...Kara mizah alanında bir favori filmim daha oldu. Her ne kadar birçokları tarafından Scorsese filmografisinin zayıf halkalarından biri olarak kabul edilse de "After Hours" bir zeka parıltısı. "The King of Comedy/Komedi Kralı"nda (1983) da böyle olmuştu. Bu filmi izleyenlerin gizli bir teşkilata üye olduklarını düşünüyorum.

20 Şubat 2009

"The King of Comedy" (1982)

İşte size değeri yeterince anlaşılamamış, hakkı teslim edilmeyen filmlere örnek bir eser. The King of Comedy (Komediler Kralı, Martin Scorsese, 1982); Taxi Driver (Taksi Şoförü, 1976), Goodfellas (Sıkı Dostlar, 1990), Raging Bull (Kzıgın Boğa, 1980) gibi en iyi filmler listelerinde her daim en üstlerde yer bulan filmlerin yönetmeni Martin Scorsese'nin ikinci sınıf bir filmi olarak kabul görür. Bence de öyledir. Bu filmlerin klasında olmasa da The King of Comedy, çok iyi bir mizah potansiyeline sahiptir. Rupert Pupkin'in bir loser (kaybeden) olması kaçınılmazdır. İsmi ofsayttır en başta. Türkiye taşrasında çok sık görülen, nüfus memurunun ismi yanlış anlayıp kayıtlara yanlış geçirmesi mi söz konusu acaba? Etrafta binlerce Rubert varken neden adı Rupert, aynı şekilde soyadı neden pumpkin (balkabağı) değil de Pupkin? Hayatının özeti isminde gizli. Ömrü boyunca ciddiye alınmayacak, alay edilecek ve kaybedecek. Gerçekten öyle mi acaba? Bu garip saç tıraşlı, garip kıyafetli, garip isimli adamın da başaracağı bir şeyler yok mu? Mutlaka görün bence.

29 Aralık 2008

Tekrar izlemek istediğim filmler

Dressed to Kill'den (Öldürmeye Hazır, Brian De Palma, 1980) bahsederken aklıma tekrar izlemeyi istediğim filmler geldi. Psycho (Sapık, Alfred Hitchcock, 1960) veya Hannibal (Ridley Scott, 2001) gibi filmleri ilk kez izlediğinizde aldığınız tadı maalesef tekrar izlediğinizde alamıyorsunuz. Bunun sebebini bu filmleri izlemiş olanlar anladı. Fakat bazı filmleri ise tekrar izlemeniz gerektiğini, mutlaka bir şeyler daha bulacağınızı düşünürsünüz. İşte benim listem.
1- Chinatown (Çin Mahallesi), Roman Polanski, 1974.
2- Scarface (Yaralı Yüz), Brian De Palma, 1983.
3- Dances with Wolves (Kurtlarla Dans), Kevin Costner, 1990.
4- Blow Out (Patlama), Brian De Palma, 1981.
5- U-Turn (Kaybedenler) , Oliver Stone, 1997.
6- The Shining (Cinnet), Stanley Kubrick, 1980.
7- The Shawshank Redemption (Esaretin Bedeli), Frank Darabont, 1994.
8- Crouching Tiger Hidden Dragon (Kaplan ve Ejderha), Ang Lee, 2000.
9- Good Bye! Lenin (Elveda Lenin), Wolfgang Becker, 2003.
10- Blade Runner (Bıçak Sırtı), Ridley Scoot, 1982.
11- The Birds (Kuşlar), Alfred Hitchcock, 1963.
12- Trainspotting, Danny Boyle, 1996.
13- Miller's Crossing (Miller Kavşağı), Joel Coen, 1990.
14- Goodfellas (Sıkı Dostlar), Martin Scorsese, 1990.
15- LA Confidential (Los Angeles Sırları), Curtis Hanson, 1997.
16- Rosemary's Baby (Rosemary'nin Bebeği), Roman Polanski, 1968.
17- Heat (Büyük Hesaplaşma), Michael Mann, 1995.
18- 25th Hour (25. Saat), Spike Lee, 2002.
19- High Fidelity (Sensiz Olmaz), Stephen Frears, 2000.
20- The King of Comedy (Komediler Kralı), Martin Scorsese, 1982.