John Carpenter etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
John Carpenter etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ocak 2009

Woody Allen'ın Paris aşkı


Bu yazı, Hollywood Ending (Hollywoodvari Bir Son, Woody Allen, 2002) adlı filmi anlatmak zorunda kalmaktadır. Filmi sağlıklı bir şekilde izlemek isteyenler için yazıyı okumak iyi sonuçlar doğurmayacaktır. 25 Aralık tarihli Sabah gazetesinde, Woody Allen'ın Paris'te bir film çekmeyi çok istediği yazılmıştı. New York'u iyice boşlayan yönetmen Avrupa turnesine Paris'te devam etmek niyetindeymiş. Yönetmenin başka röportajlarını okuduğumda Paris'i bayağı övdüğünü, New York ile boy ölçüşebilecek tek yerin Paris olduğunu söylediğini gördüm. Videodan da anlaşılacağı üzere Hollywood Ending'in sonunda Woody Allen Fransızlara, Paris'e ve Fransızların sinema beğenisine sağlam giydiriyor. Giydiği şapka, karısına olan tutumu Fransızlara atılan taştan başka bir şey değil. Kısaca filmi hatırlamak gerekirse, Woody yine bir loser (kaybeden) yönetmen rolünde. Uzun zaman sonra hasbelkader bir film çekme fırsatı eline geçiriyor. Bunun son şansı olduğunun farkında ancak çekimler esnasında aksilikler peşini bırakmıyor ve kör oluyor. Yılmayan kahramanımız filmi kimseye belli etmeden kör bir şekilde tamamlamayı başarıyor. İşte Fransızlar bu filmi yere göğe sığdıramayıp Allen'ı dahi ilan ediyorlar. Allen da başlıyor Fransızlara giydirmeye. Filmi izlemeyip de yazıyı okuyanlar, bu muhteşem Woody Allen komedisini kaçırmayın derim. Bu arada diyalogda geçen, "here I am a bum, but there I am a genius" (burada bir serseriyim ama orada bir dahiyim) sözünün sahibinin John Carpenter olduğunu hatırlatmak isterim. Kendisi, "In France, I am an auteur; in the States, I am a bum" (Fransa'da bir auteur, Amerika'da bir serseriyim) demiştir.

03 Ocak 2009

Auteur olmak veya olmamak


Zeki Demirkubuz'u keşfettiğimde her gün bir filmini izliyordum. İçerideki odadan sadece sesleri duyan annem "oğlum deli misin sen her gün aynı filmi izliyorsun?" diye sormuştu. Auteur olmak işte böyle bir şey. Kendine ait bir tarzı olmak, kolayca ayırt edilebilen bir farkındalık yaratmak, nevi şahsına münhasır bir film grameri oluşturmak anlamına geliyor auteur olmak. en.wiktionary.com sitesindeki tanımı: An artist, often a film or theatre director, whose complete control over all aspects of a production give the end result a recognisable feel. Bu tanımdan, auteur denebilecek bir yönetmenin aynı zamanda senaryoyu da yazmış olması gerekmektedir anlamı da çıkabilir. O zaman en baba auteur Charlie Cahplin'dir. Çünkü kendisi yazar, yönetir, oynar hatta müzikleri de besteler. Günümüzde auteur olmak için illa da senaryoyu da yazmış olmanın şart olmadığını biliyorum. Hemen aklıma gelen auteur yönetmenler; John Carpenter, Woody Allen, Sergio Leone, Federico Fellini, Krzysztof Kieslowski vb. İyi bir sinema izleyicisi jenerik gösterilmeden bir teste tabi tutulsa dahi bu yönetmenlerin filmlerini kolaylıkla ayırt edebilir. Auteur olmak tabi ki her baba yiğidin harcı değil, başarabilenlere saygım sonsuz ama bence iyi bir yönetmen olmanın olmazsa olmaz şartı da değil. Örnek mi? Elbette ki Stanley Kubrick. Komedi filmi çek dediler, bana göre değil ama imdb.com’a göre kralını yaptı: Dr. Strangelove (1964). Bilim-kurgu yap bakalım dediler, yine daniskasını yaptı: 2001: A Space Odyssey (2001: Uzay Yolu Macerası, 1968). Toplumun insanı bozması, herkes doğuştan masumdur cart curt filmi yap dediler. Yine kralını yaptı: A Clockwork Orange (Otomatik Portakal, 1971). Alın lan size dönem filmi deyip: Barry Lyndon’ı (1975) yaptı. Korku filmi çek dediler, kilometre taşını çekti: The Shining (Cinnet, 1980). Savaş karşıtı film isteriz dediler, hele siz durun bi deyip alasını yaptı: Full Metal Jacket (1987). İlişkiler üzerine bir thriller kem küm dediler: Eyes Wide Shut (Gözü Tamamen Kapalı, 1999). Büyük adamdı..