Todd Solondz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Todd Solondz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Aralık 2011

"Fear, Anxiety and Depression" (1989)



Normalde üzerinden altı ay geçmeden yeni bir Todd Solondz filmi izlememek niyetindeydim ama yönetmenin bu ilk filmi yine bir 90 dakikadan kısa film izleme etkinliğine kurban gitti. Zaten yanılmadım, Solondz'un daha önce izlediğim filmlerinden sonra hissettiğim dayak yemiş olma hali gerçekleşmedi. "Fear, Anxiety and Depression" yönetmenin daha sonra çekeceği filmlerin oldukça gerisinde. Woody Allen filmlerine beceriksizce yapılan bir özenme söz konusu. Bizzat yönetmen tarafından canlandırılan Ira Ellis karakteri her şeyden önce tip olarak Allen'a çok benziyor. Ayrıca entellektüel bunalım içerisinde olan oyun yazarı olması, kadınlarla iletişimde sorunlu olması, başlıktan da anlaşılacağı üzere sürekli bir tekin olamama hali içerisinde olması akıllara direk Allen karakterlerini getiriyor. Üstadın birçok filminde atıflarda bulunduğu Samuel Beckett ve "Waiting for Godot/Godot'u Beklerken" oyunu da filmde anılıyor. Solondz filmlerinde, insanın kanını donduran seksomanyak karakterler de ortalıkta gözükmüyor. Beceriksizlik ve dağınıklık filmin her anında hissediliyor ve "Happiness" gibi bir filmi çeken bir insanın bu filmi çektiğine inanmak da zorlaşıyor. Dolayısıyla izlemeye hiç gerek yok. Zaten oldukça da zor ulaşılabilen bir film. Bir ara internette vhs kopyasına rastlamış ve indirmiştim, şimdilerde o da yok. Filmin benim için tek artısı ilk defa saçlı bir Stanley Tucci'yi izlemiş olmam. 

23 Ağustos 2011

İki Todd Solondz filmi


İstanbul gibi güzel bir şehirde yaşamaya başlamadan önce elimdeki Todd Solondz filmlerini bitirmek istedim; çünkü bu adam elbette ki sevgi, dostluk, demokrasi, fair-play ruhu, çiçek, böcek gibi konuları işlememişti. Hiçbir karakterinin tırnak içerisinde iyi olmadığı, aksine sapık, çıkarcı, bencil, duygusuz kişiler olduğu filmler bunlar. İzlemediğim bir filmi kaldı. İlk filmi “Fear, Anxiety & Depression”ı hiçbir platformda bulamıyorum. 2004 tarihli “Palindromes” filmi çok ilginç bir film. Palindrome önden ve arkadan okunduğunda aynı telaffuz edilen isim demek. Türkçe Efe, Ata gibi. Filmdeki isimlerin çoğu Palindrome. Aviva, Bob, Otto gibi. Film birkaç hafta önce izlediğim “Welcome to Dollhouse/Bebekevine hoş geldiniz” filminin patetik başrol oyuncusu Dawn Weiner’ın cenaze töreniyle açılıyor. Dawn’ın başına gelenleri ağabeyi Mark’tan öğreniyoruz. Knocked-up…Knock-out…Bu filmin patetik, ezik, cinsel açıdan böğründe fırtınalar kopanıysa Dawn’ın kuzeni Aviva. Değişik ebat ve renklerde beş farklı oyuncu tarafından canlandırılıyor Aviva karakteri. Bu da bizde Aviva herhangi bir kişi, onun gibi çok var düşüncelerini uyandırıyor. O annesi yok mu? Todd Solondz filmlerindeki şerefsiz ebeveyn profillerini başka filmlerde zor bulursunuz. Kendi çektiği fotoğrafa çocuğunu zorla koymak isteyen ebeveynler bunlar. Şablon hayatlar yaşarlar ve bu şablonu dağıtacak hiçbir şeyi hoş karşılamazlar. Todd Solondz da bu şablonlara kafa, göz dalıyor işte. Aviva’nın derdi de kendini yapayalnız hissettiği şu dünyada kendisine ait bir şeyi olması. Bebek. Olaylar çok farklı boyutlara varıyor. Çok değişik insanlar işin içine giriyor. Oldukça rahatsız edici, saldırgan bir film. Ama ayakları yere sağlam basıyor. Ne yani yalan mı, öyle değil mi diyorsunuz izlerken. 2009 tarihli “Life During Wartime/Savaş Sırasında Yaşam” da aynı sahte değerlere saldırıyor. Sıradaki sapıklığımız pedofili. Tıpkı “Palindromes”un savunduğu gibi bazı şeylerin hiç değişmeyeceği tezini savunuyor film.    Olaylar üç kız kardeşin özel ve aile hayatlarında yaşadıkları sorunlar gibi görünmektedir. Daha çok üç çocuklu, kocası pedofiliden hapis yatan Trish’in yaşadıkları ön plandadır. Trish ve kendisi gibi evliliği yürütememiş erkek arkadaşının ısrarla evliliğe bu kadar tutkuyla bağlı olmaları resmen alay ediliyor Sodd Tolondz pardon Todd Solondz tarafından. Trish’in küçük oğlu Timmy’nin yetişkin olma veya yetişkinleri anlama çabası da alay ediliyor. bir daha hiç geri gelmeyecek, güzel bir dönemi yaşıyorsun ve tadını çıkarmalısın deniyor kendisine. Saldırganlık dozu “Palindromes”dan bir seviye aşağıda diyebilirim. Bunların babası “Happiness/Mutluluk” için kurduğum cümleyi tekrarlayarak yazımı bitiriyorum. Sevgiliyle izlenebilecek en son film. 

28 Ağustos 2010

Sevgiliyle izlenebilecek son film

Todd Solonz'un "Happiness/Mutluluk"u (1998) aslında Sam Mendes'in "American Beauty/Amerikan Güzeli"nden (1999) bir sene önce çekilmiş olmasına rağmen; evlilik, kadın erkek ilişkisi, cinsellik gibi olgulara Amigo Orhan'ın Mustafa Denizli'ye kafa atması gibi daldığı övgüsü hep "Amerikan Beauty"e yöneltilmiştir.



"Ayy çok gerçekçi filim" diye etiketlenen "American Beauty"i izlemiş olanlar "Happiness"ı izlerlerse ne derler tahmin edemiyorum. Ünlü sinema sitesi premiere.com "En Tehlikeli 25 film" listesine "American Beauty"i değil de "Happiness"ı almıştır mesela. Bu örnekleri vermekteki amacım "American Beauty" kötüdür, asıl kafayı atan "Happiness"tır demek istemiyorum. "Happiness"ın, az bilinmesinden dolayı, "American Beauty"den daha sarsıcı bir etkiye sahip olduğunu anlatmak istiyorum. Aslında bir komedi filmi özelliklerine de sahip olan "Happiness"ın, cinsellik üzerine öyle sert söylemleri var ki gerçekten izlemesi zor bir film. Filmde hiçbir pornografik sahnenin yer almadığını da belirtmek istiyorum, çünkü akıllara bu gelmiş olabilir. Fakat kullanılan dil oldukça provokatif. Çok başarılı oyunculuklar var, özellikle kendine güveni olmayan, telefon sapığı rolündeki Philip Seymour Hoffman inanılmaz iyi. Herkes çok iyi. Son zamanlarda bu kadar şok edici bir film izlemedim, evet mideye sıkı bir yumruk indiriyor (eleştirmen tripleri). Evlenmeyi düşündüğünüz bir sevgiliniz varsa klavyenizden h-a-p-i-n-e-s harflerini silin derim.