Mr. Smith Goes to Washington etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mr. Smith Goes to Washington etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Temmuz 2011
"Mr. Smith Goes to Washington" (1939)
Frank Capra'nın klasiği "Mr. Smith Goes to Washington/Bay Smith Washington'a Gidiyor" Imdb Top 250'nin 101. sırasında yer alıyor. Bu yüzden izledim filmi...Tesadüf eseri senatör olan ve de çok ideal bir adam olarak sunulmayan saf, taşralı Jeff Smith'in Washington'daki politik dejenerasyonla mücadelesi anlatılıyor. "Mr. Smith" aklıma birçok Kemal Sunal filmini getirdi. "Bekçiler Kralı"ndaki "Mr. Smith" etkisi bence çok farkedilir. "İyi Aile Çocuğu", "Gol Kralı", "100 Numaralı Adam" gibi filmlerde de Kemal Sunal, politik olmasa da bir takım bozukluklarla mücadele eden dürüst, sakar, beceriksiz adam rolündeydi. Çok saygı duyulan bir film "Mr. Smith". Gücünü evrensel ve avangard olmasından alıyor. Mr. Smith'in tek başına mücadele ettiği meclis, bugün bile, herhangi bir kapitalist ülke meclisinden farksız. Doğayı ve insani değerleri hiçe sayan politikalar her yerde. Mr. Smith'in karşı çıktığı baraj projesini alın bugün Türkiye'de planlanan yüzlerce HES projesine uyarlayın, arada çok fark göremeyeceksiniz. Film, bu yüzden zamanının ötesinde ve hemen hemen her yer böyle olduğu için evrensel. Filmdeki basın eleştirisi de keskin. Her zaman güçlünün yanında yer alan basın, 1939 Amerika'sında da yandaşmış. Bugün Zaman, Star, Taraf, Bugün, Yeni Şafak, Radikal vs. gibi gazetelerin atalarını "Mr. Smith Goes to Washington" filminde görebilirsiniz. Bence de film saygıyı hak ediyor. James Stewart'ı "Rear Window/Arka Pencere"den dolayı çok severim. Hatta bir dönem stewartj@mynet gibi bir mailim bile vardı. Alfred Hitchcock "Vertigo/Ölüm Korkusu" (1958) filminin ticari başarısızlığını James Stewart'ın yaşlı görüntüsüne bağlamıştı ve bir daha kendisiyle çalışmamıştı. Bu filmde de 31 yaşındaki Stewart'ı çok toy bir halde görünce nereden nereye demekten kendimi alamadım. Toy ama her zamanki gibi rolünün hakkını sonuna kadar veren bir performansı var Stewart'ın. İsminin neden her yerde Jean Arthur'dan sonra yazıldığını anlayamadım. Oysa filme ismini verecek kadar önemli bir rol Stewart'ınki.
25 Temmuz 2011
"Grave of the Fireflies" (1988)
Bir sene içerisinde Imdb Top 250'deki bütün filmleri izleme projesinin bir faaliyeti olarak izledim "Grave of the Fireflies/Ateşböceklerinin Mezarı"nı. Yönetmen Isao Takahata (?). Filmde; Japonya, İkinci Dünya Savaşı sonunda bombalanırken, iki kardeşin verdiği yaşam mücadelesi anlatılıyor. Anne ve babasını kaybeden iki kardeş açlıkla ve yoksullukla mücadele ediyorlar. Filmi izlemeden önce okuduğum yorumlarda, filmin çok acıklı, ağlatan cinsten bir film olduğu vurgulanıyordu. Ben o etkiyi hissetmedim. Sürükleyici, duyarlı, yer yer sevimli bir film ama son tahlilde "Grave of the Fireflies" da Imdb Top 250'ide nasıl yer bulabildiğine anlam veremediğim filmlerden biri oldu benim için. Filmin acıklı sonu başlarda seyirciye açıklanıyor. Bu da olay örgüsünü olumsuz etkiliyor ve umulan vicdan muhasebesi işlemiyor. Veya ben çok duyarsız bir insanım. Belki sizlerde beklenen etki oluşacaktır. Listede izlemediğim 45 film var. Listede bu filmden geride de "Mr. Smith Goes to Washington/Bay Smith Washington'a Gidiyor" var. Bir tane Harry Potter ilk yüzde ama o oralarda kalmayacaktır, gerileyecektir. "Mr. Smith"i en yakın zamanda izleyeceğim. Benim en sevdiğim film olan "Rear Window/Arka Pencere"nin yıldızı James Stewart'ın oynadığı bir film olduğu için artı bir motivasyonla izleyeceğim filmi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

