Mithat Alam Film Merkezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mithat Alam Film Merkezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
04 Ekim 2011
Bir aptallık destanı
Yaklaşık yedi buçuk sene sonra tekrar izledim "Pulp Fiction/Ucuz Roman"ı (1994). Yedi sene çok uzun bir süre. O zamanki yorumlamalarımla şimdiki yorumlamalarım elbette çok farklı ama filmden hemen hemen eşit derecede tad aldığımı söyleyebilirim. Beni bu filmi izlemeye iten iki üç olay oldu. Üç dört ay önce; üç erkek, bir kadın (24) bir evde bir şeyler içiyorduk. Kadın erkeklerden birinin sinema sever olduğunu bilmiyordu. Çeşitli konular üzerinde sohbet edilirken kadın, şu anda acayip derecede "Pulp Fiction" izleyesim var dedi. Bir junkie ortamında "Pulp Fiction" izlemeyi arzulamak nasıl bir ruh halidir diye düşünmeye başladım. Demek ki o kişi için bu filmi izlemek adrenalin kokan eylemlerden biri gibi olmalıydı; çünkü öyle bir ortam vardı. Beni bu filmi izlemeye iten diğer bir dürtü de Mithat Alam Film Merkezi'nin film izleme odasında bulunan iki film afişinden birinin bu filme ait olması. Diğeri "Vertio/Ölüm Korkusu" (1958). 8000'nin üzerinde filme sahip, ilk ziyaretçilerini bu odaya sokup merkezi tanıtan bir video izleten ve de film izleyeceklerde sinema duygusu oluşmasını herhalde bekleyen mekan, bu filmin afişini kullanmış. Gerçekten de filmin Uma Thurman'lı afişi bir sinema ikonudur. Ankara Kızılay'da geceleri yerlerde poster satanlarda mutlaka rastlarsınız. İnsana sinema duygusu aşıladığına da katılıyorum. Ben yazıma görsel seçerken bu afiş yerine başlıktaki aptallığa destek olması açısından Jules ve Vincent'ı oldukça aptal gösteren bu resmi kullanmayı tercih ettim. Beni bu filmi izlemeye iten son gelişme de "Bir Zamanlar Anadolu'da"daki Nuri Bilge Ceylan'ın biraz Tarantinolaşması yorumum oldu. Bu gelişmeyi ilginç buldum ve bir Tarantino filmi izlemek istedim. "Reservoir Dogs/Rezervuar Köpekleri"ni tekrar izlemek niyetindeydim ama "Pulp Fiction"da yaşanan gelişmeler, ikinci filmi ön sıraya aldı. Neyse birinci filmi ve Türkçe dublajla izlediğim "Jackie Brown"ı da en yakın zamanda tekrar izleyeceğim. Dönelim aptallara. Tarantino'nun en iyi filmi olarak kabul edilir ve bugün Tarantinoesque/Tarantinovari diye bir kelime varsa, bu büyük oranda "Pulp Fiction" sayesindedir. Çıktığı dönemde ve sonra yıllar içerisinde bir fenomene dönüşmüştür. Bunlar bilinen şeyler. Peki bunun sırrı nedir? Bana göre, sırlarından biri başlıkta değindiğim gibi aptallığı destansı bir şekilde anlatabilmeyi başarmasıdır. Bu kadar önemsiz gibi görünen hikayelerden ve diyaloglardan resmen bir epik film çıkarmış QT. Sinema tarihinin belki de en mal ama en cool karakterleri bu filmde. Çocukların çok sık kullandığı şu mal kelimesine ne kadar da çok gülerim. Ne bakıyon la mal! Bu kelimenin kullanımının bana çağrıştırdığı anti-kapitalist içerik çok hoşuma gidiyor. Filmde bizzat Tarantino tarafından canlandırılan Jimmie karakterine, Jules ve Vincent'ın neye benzediği sorulduğunda dorks gibi bir İngilizce kelime kullanıyor ve bu kelimenin anlamlarından biri de mal olarak veiliyor. Hazır değinmişken, filmdeki The Bonnie Situation diye adlandırılan bölüme dikkatinizi çekmek isterim. Wolf gibi inanılmaz enteresan bir karakter var. I solve problems/sorunları çözerim diyor kendisi. Ben bu replikte koptum. Türkçe sorunları çözerim demek pek bir şey ifade etmiyor ama İngilizce'de insanlar ne işle uğraştıklarını belirtmek için geniş zaman cümle kullanırlar. Adamın işi de sorunları çözmek. Bunu çok egzantrik bir ortamdan telefonla arıyorlar, incir çekirdeğini bile doldurmayacak bir sorun üzerine danışıyorlar ve bu da olay mahaline geliyor, beş yaşında bir çocuğun önereceği bir şekilde sorunu çözüyor. Jules'a ve daha çok Vincent'a bir araba hakaret ediyor. Bence inanılmaz başarılı. Veya boksör Butch'ın eve gidip saati alma sahnesi ve ardından yaşananlar...Akla hayale gelmeyecek şekilde olaylar gelişiyor. Ve her biri aptallığın tarihine geçecek eylemlerde bulunuyorlar.
Tarantino'ya ırkçı, homofobik ve kadın düşmanı olduğu iddiaları yöneltilir. Bu filmden sonra kadınların erkeklerin analarını bellediği filmler yapmıştır ama Honey Bunny ve Fabienne karakterleri inanılmaz salaklar. Elbette "Pulp Fiction"da bir kadının salak olması kadın düşmanlığı sayılmaz ama bu ikisi ve Mia erkeklerin başlarına bela getiren karakterler olarak okunabilir. Bu kadın düşmanlığı mıdır yorumu size bırakıyorum. Irkçılık konusu Nigger kelimesinin çok sık kullanılmasından dolayı bu filme yöneltilmiş olmalı. Amerikan suç dünyasında ve siyahilerin kendi aralarında bile bu kelimenin sık kullanıldığı bilinir. Filmin başlarında Pumpkin karakterinin Yahudilere yönelik bazı tespitleri var. Yahudilerin kuşaklar boyunca sermayeye hükmettiklerini vurguluyor. Haklılık boyutu var ama bu da çok hassas bir konu. Ama homofobik olmaya homofobik. Eşcinselliğe yer yok bu evrende.
"The Big Lebowski/Büyük Lebowski"yle beraber efsanevi bir kara mizah örneği "Pulp Fiction". Sanırım o bayan gibi ben de arada sırada şu anda "Pulp Fiction"ı izleyesim var diyeceğim.
08 Eylül 2011
Mithat Alam Film Merkezi
Tıpkı Reis Çelik’in yaptığı gibi Mithat Alam da bana göre takdire şayan bir kültür hizmeti yapıyor. Mithat Bey, Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Mithat Alam Film Merkezi’ni Türkiye’nin kültür ortamına armağan eden adam. Kendisiyle tanıştım. Çok hoşsohbet, misafirperver ve engin bilgi birikimi olan bir insan. Üniversitede seçmeli sinema dersleri veriyormuş zamanında. Kısa bir oyunculuk kariyeri de var Alam’ın. Reha Erdem’in “Kosmos” filminde istasyon görevlisi rolünde oynamış.
Kendisi bu kültür hizmetini gerçekleştirmeye karar vermiş ve onun verdiği maddi manevi destekle Mithat Alam Film Merkezi doğmuş. Müthiş bir sinema ortamı… İnsanın keşke burada öğrenci olsaydım diyesi geliyor. Nasıl hizmetler sunuyor Mithat Alam Film Merkezi?
*8500 filmlik dev arşivini öğrencilerin kullanımına açıyor. Benim gibi dışarıdan gelenlerin filmleri ödünç almasına izin vermiyorlar ama randevu alarak bina içerisinde yer alan film izleme odasında filmleri izleme şansınız var. Örneğin ben, bu Salı günü iki yıldan beri en çok merak ettiğim filmlerden biri olan Tayfun Pirselimoğlu’nun Ölüm Üçlemesi’nin ikinci halkası “Pus” (2009) adlı filmi izleyeceğim. Aynı gün de yine başka çok merak edilen bir film için randevu alacağım.
*Bünyesinde iki süreli yayın çıkarıyor MAFM. Biri Sinefil adlı, yılda beş dönem çıkan ücretsiz bir broşür. Diğeri de çoğumuzun bildiği, takip ettiği Altyazı dergisi. Kendilerinin de belirttiği gibi popüler bir dergi olmayan Altyazı dergisi ancak kişisel özverilerle çıkabiliyor ve bu derginin desteklenmesi gerekiyor. Ben de bu anlamda kendilerine maddi, manevi her türlü desteği verebileceğimi ilettim. Beni beğenirlerse bakarsınız orada yazmaya başlarım.
*Sürekli film gösterilileri yapıyorlar tahmin ettiğiniz üzere.
*Söyleşiler yapıyorlar. Geçmişte; Pelin Esmer, İnan Temelkuran, Özcan Alper, Gus Van Sant, Sean Connery, Atıf Yılmaz, Ece Temelkuran gibi benim katılmak için ölüp biteceğim söyleşiler gerçekleştirmişler. Neyse önümüzdeki maçlara bakacağız.
*Kısa film yarışması düzenliyorlar.
*Film çekmek isteyen öğrencilere ekipman sağlıyorlar.
*İşin mutfak kısmına meraklı olanlar için atölye çalışmları düzenleniyor.
*İşin mutfak kısmına meraklı olanlar için atölye çalışmları düzenleniyor.
*Misafirlere bedava kahve ikram ediyorlar. Üsküdar’daki Şemsipaşa Çay Bahçesi’nin kendi müşterilerinden bile bir lira tuvalet parası istediğine tanık olunca, benim için bu ikram çok değerli oldu.
Bu mekanı tanıyın, tanıtın. İstanbul’da yaşıyorsanız mutlaka uğrayın. Üye olun. Destekleyin.
24 Temmuz 2011
Elveda sinema
Elbette ki sinema sanatıyla vedalaşmıyorum. Yedi yıldır abonesi olduğum Sinema dergisiyle vedalaşıyorum. Onun yerine artık Altyazı dergisini takip edeceğim. Altyazı'yı Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi çıkarırken, Sinema'yı Turkuvaz dergi grubu çıkarıyor. Bu grub Çalık Holding'e ait. Başbakanın kankası olduğu için kılını kıpırdatmadan ATV ve Sabah grubuna sahip olan Ahmet Çalık'a yani. Benim kararımda bu alicengiz oyununun etkisi yok denecek kadar az. Aslında iki sene öncesine kadar ayda iki dergi okuyabiliyordum. Bu dergiler de Sinema ve futbol dergisi Four Four Two olurdu; fakat artık daha çok kitap okuduğum için iki dergiye zamanım yetmiyor. Bir de benim duygu ve düşünce dünyamda hiçbir değişikliğe sebep olmayacak f**king popüler filmleri izlememe kararım beni Sinema dergisiyle vedalaşma kararına itti; çünkü Sinema dergisi bu tarz filmlere çok fazla sayfa ayırıyor. En son sayılarında Transformers'a 10 sayfa ayırmışlar örneğin. O 10 sayfayı okusam ne olur okumasam ne olur. Eskisinden daha donanımlı bir insan olur muyum? Hayır. Tv dizilerine de sayfa ayırıyor, yeni çıkan popüler dvdlere de. Adı da zaten bir dönem Popüler Sinema idi. 2008 krizinden önce film posterleri de veriyorlardı. Ama hep o ay vizyona girecek olan bir popcorn filminin. Kaç kere mail attım biraz da klasik filmlerin afişlerini verin diye ama cevap yazan bile olmadı. Altyazı ise benim peşinde olduğum film gibi filmlerin tanıtımını yapıyor. Nedir bu tanımdan kastım? Sinemayı bir eğlence aracı olarak değil de bir sanat dalı olarak algılayan filmler. Elbette popüler filmler içerisinde çok iyi olan yapımlar varsa yine haberim olacaktır. Altyazı vizyona giren tüm filmlerden kısa kısa da olsa bahsediyor.
Bu yazıyla Sinema dergisine haksızlık etmek istemem. Haklarını da teslim etmem lazım. Benim sinemasever olmam da Sinema'ya aslan payı düşüyor. Dergi sayesinde sayısız iyi filmden, iyi yönetmenden, iyi performanstan haberim oldu. Üç senedir yazdığım bu blogda bile sayısız referansı var derginin. Umarım hep var olurlar ama ben artık farklı şeyler okumak, farklı şeyler izlemek istiyorum. Koskoca bir (hatta iki) sayısını, Amerikanizmin en baba şov alanı olan Oscar törenlerine ayıran bir dergi okumak istemiyorum. Benim zihnimi meşgul edecek film veya yazılar tüketmek istiyorum. Altyazı ve Mithat Alam Film Merkezi umarım bu misyonu yerine getireceklerdir. Elveda Sinema.
Bu yazıyla Sinema dergisine haksızlık etmek istemem. Haklarını da teslim etmem lazım. Benim sinemasever olmam da Sinema'ya aslan payı düşüyor. Dergi sayesinde sayısız iyi filmden, iyi yönetmenden, iyi performanstan haberim oldu. Üç senedir yazdığım bu blogda bile sayısız referansı var derginin. Umarım hep var olurlar ama ben artık farklı şeyler okumak, farklı şeyler izlemek istiyorum. Koskoca bir (hatta iki) sayısını, Amerikanizmin en baba şov alanı olan Oscar törenlerine ayıran bir dergi okumak istemiyorum. Benim zihnimi meşgul edecek film veya yazılar tüketmek istiyorum. Altyazı ve Mithat Alam Film Merkezi umarım bu misyonu yerine getireceklerdir. Elveda Sinema.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


