Million Dollar Baby etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Million Dollar Baby etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Kasım 2010

Resmen arındım

 Bu yazı spoiler (filmin sağlıklı izlenmesini etkileyen bilgi) içerebilir.

Aristoteles ünlü Ars Poeitaca adlı eserinde klasik Yunan trajedilerinin gramerini anlatmıştır. Bu eserde tarifini yaptığı catharsis yani "arınma" bir trajedyanın seyirci üzerinde gerçekleştirmesi beklenen şeydir. Seyirci karakterle özdeşleşecek ve eserin sonunda meydana gelenler seyircinin evreni anlama bakış açısıyla uyuşacak ve dolayısıyla seyircide bir arınma, bir rahatlama meydan gelecektir. Bu şekilde herkes mutlu mesut işine gücüne bakacaktır. Bir önceki yazımda bahsettiğim 2007 tarihli Sean Penn imzalı "Into the Wild/Özgülük Yolu"nda başıma gelenler de bir nevi catharsis'ti. Sanırım hayatımın filmini izleyeceğim diye yazmıştım. Eastwood şaheseri "Million Dollar Baby/Milyonluk Bebek"i izlemeden önce hissettiklerimi hissediyordum. O olmadı. Ama neler oldu? NTV futbol yorumcusu Rıdvan Dilmen Fenerbahçe'li Alex koşmuyor, onunla Edirne'den öteye gidemezsiniz eleştirilerine cevap verirken: Güntekin sana bir forvet oyuncusu alacağım, her sene 15-20 gol atacak bir o kadar da asist yapacak, arada sırada ortasahaya gelip bir ortasaha oyuncusu gibi de oynayacak desem almaz mısın Allah aşkına, der (sinema dışı branşa kayış: Alex günümüz futbolunda Zeki Demirkubuz'un çektiği bir müzikal gibi kalıyor veya Alfred Hitchcock'un çektiği bir Pixar animasyonu gibi). "Into the Wild"da da benim hissettiklerim buna benzer şeyler. Düz mantıkla; eğer bir film örneğin kafamı karıştırıyorsa, beni düşünmeye sevkediyorsa, çok iyi müziklere (akustik gitar müzikleri) sahipse, Amerikan kırsalından çok iyi görüntülere sahipse iyi bir filmdir. "Into the Wild" da iyi çok iyi bir film benim nazarımda. Gerçek bir hikayeden yola çıkıyor. Kaalıç'dan çok iyi bir dereceyle mezun olan iyi aile çocuğu Christopher Johnson McCandless, en başta ailesinin sonra da toplumun sahip olduğu iki yüzlülükten diskinmektedir. Şerefsiz babası evli ve bir çocuk sahibiyken, Chris'in annesiyle tanışıp evi terketmiştir. Dolayısıyla dünyaya geliş şeklini bile bir yanlışlık olarak görür Chris. Havevır, bu aile Amerikan rüyasını gerçekleştirmiş yani görüntü de süper başarılır, uyumlu ve zengin bir ailedir. Filmin başında yer alan Chris'in mezuniyet töreni sonrası ailece gittikleri kutlama yemeğindeki sahne çok iyi tasarlanmıştır. Bay Başarı Öyküsü Chris, Horward Hukuk Fakültesi'ne girmek için tüm notlara ve iyi aile cv'sine sahiptir. Ailesi sahip külüstür arabanın yerine kendisine bir Cadillac alacaklarını müjdelerler. Chris'in ailesi ve toplumdan ilk uzaklaşma anlarını bu sahnede görürüz. Kısaca hayat felsefesini özetler: hiçbir şey istemiyorum. Sonra yolculuk başlar. Geri dönüşlerle ilerleyen bu yolculuk dört sürece bölünmüştür. Filmde Chris'in ve ona en yakın insan olan kız kardeşinin dış seslerini duyuyoruz. Bu yolculuklar esnasında Chris bir çok ilginç insanla tanışır. Bu insanların hepsi kendisine yardım etmesine rağmen Chris onlarla bir bağ kurmayı hep reddeder. Kendisini Alexander Supertramp (!) adını verir. Gerçek Christopher Johnson McCandless'in ve sığındığı otobüsün fotoğrafı şu şekildedir:        


Alex'in hayali Alaska'ya gidip doğayla başbaşa kalmaktır. İnsani ve toplumsal her şeyi reddeder Alex. Benim gibi bu seçimin intihardan farksız olduğunu düşünenler bulunmaktadır. Robinson Crusoe veya "Cast Away/Yeni Hayat"taki Chuck'ı düşünelim. Onlar işlerine yarayabilecek her şeye evet derken, Alex pusula kullanmayı bile reddediyor. Aslında bu reddedişin de sahte olduğunu düşünüyorum ben. Pusulayı reddediyor ama av tüfeğini reddetmiyor. Veya filmin başlarında bir sahnede yerden bulduğu şapkayı büyük bir zevkle kafasına geçiriyor. Sonuçta o şapkayla Cadillac arasında bir fark olmaması lazım. İkisi de bir insan (toplum) ihtiyacına yönelik birer üretim. Fiyatı mı belirliyor bir nesnenin iki yüzlülüğü yansıtıp yansıtmadığı? Filmin en başında bir hayvanı avlayıp yiyor Alex. Sonra bir de moose (Woody Allen filmlerinde çok geçer bu hayvan) öldürüyor. Hayvanın etlerini muhafaza etmeyi başaramayınca bu olayı hayatının en trajik olayı olarak değerlendirir Alex. Neşet Ertaş'ın "Gova Gova İndirdiler Yazıya" türküsünü aklıma getirdi bu sahne. Arındım derken bu sahneleri kastettim. Alex'in tezi bana göre yanlıştı. Evet toplum iki yüzlü ama bunun alternatifi doğaya kendini atmak olmamalıydı. Doğadaki iki yüzlülük ve vahşilik ise kodlara işlenmiş, değiştirilemez. İnsanın kodları ise pekala değiştirilebilir. Zaten filmin sonunda "mutluluk paylaştıkça güzel" derken Alex yanılgısını kabul etmiş oluyordu. Bizi de bir güzel arındırıyordu. Türk forumlarındaki lavukların dediği gibi "ellerine sağlık dostum". Peki Chris'in yolculuğunun hiç mi takdir edilen tarafı yok? Bazı şeyler mutlaka bulabilirsiniz. Mesela herkesi bu işin dışında tutmasını, hiçbir insana yanlış yapmaması, hırsızlık yapmaması gibi şeyler. Ama benim bakış açıma göre yanlış temele oturtulmuş bir plandı ve sonunda bedelini ödedi. Öyle diyorum çünkü filmin sonunda kurtulmak istedi.      

Düzeltme: Bu yazıyı Dört Nisan 2011 tarihinde yazıyorum. Yorumumda şapkayla Caddilac'ı bir tutmuştum. Bu yaklaşım beni rahatsız ediyordu ve aylar sonra geri dönüp bu düzeltmeyi yapıyorum. Elbette ki basit bir şapkayla bir Cadillac aynı şeyi ifade etmemeli. Şapkaya Cadillac'tan daha fazla ihtiyacımız var insanlık olarak. Kahrolsun Cadillac'lar, Porsche'lar, Ferrari'ler! Yaşasın şapkalar, bereler, takkeler, eldivenler!

Into the Wild - Trailer
Yükleyen trailer123456. - Filmler ve diziler Dailymotion'da

16 Kasım 2010

Sanırım birazdan hayatımın filmini izleyeceğim

"Million Dollar Baby/Milyonluk Bebek"te hissettiklerimi hissediyorum "Into the Wild/Özgürlük Yolu" için. Ayrıca inşallah "Paris, Texas" gibi bir filmdir.

30 Kasım 2009

Son 15 yılın en iyi filmleri

Kuruluşunun 15. yıldönümünü kutlayan Sinema dergisi, hayatı boyunca çekilen en iyi 15 filmini okuyucularına seçtirmişti. Ankete ben de katılmıştım ve listem yukarıdaki gibiydi. Nihayet özel bir sayıyla sonuçları duyurdular. Tam liste için buraya tıklayabilirsiniz. Şimdi listeye bir göz atalım:
1- Fight Club (Dövüş Kulübü, David Fincher, 1999).
2- The Shawshank Redemption (Esaretin Bedeli, Frank Darabont, 1994).
3- The Matrix (Matrix, Andry Wachowski, Larry Wachowski, 1999).
4- The Lord of the Rings: The Return of the King (Kralın Dönüşü, Peter Jackson, 2003).
5- Pulp Fiction (Ucuz Roman, Quentin Tarantino, 1994).
6- The Dark Knight (Kara Şovalye, Christopher Nolan, 2008).
7- The Lord of the Rings: The The Fellowship of the Ring (Yüzük Kardeşliği, Peter Jackson, 2001).
8- Bravehearth (Cesur Yürek, Mel Gibson, 1995).
9- Se7en (Yedi, David Fincher, 1995).
10- Forrest Gump (Robert Zemeckis, 1994).
11- The Usual Suspects (Olağan Şüpheliler, Bryan Singer, 1995).
12- Titanic (Titanik, James Cameron, 1997).
13- Gladiator (Gladyatör, Ridley Scott, 2000).
14- Oldboy (İhtiyar Delikanlı, Park Chan-wook, 2003).
15- Leon (Sevginin Gücü, Luc Besson, 1994).

15te altı tutturmuşum. Liste beni tatmin etmedi. Bu liste ortalama bir sinema seyircisi listesidir. Bayanların da oy verdiğini unutmayalım. Aşağı yukarı böyle bir liste bekliyordum. Beni en çok Kill Bill vol:1'ın ilk ona girememesi şaşırttı (taaa 33. sırada) Babam ve Oğlum'un ise listeye girmesi hiç şaşırtmadı. Bir de eleştirmenlerin en iyi 15 film listesi var:

1- Pulp Fiction (Ucuz Roman, Quentin Tarantino, 1994).
2- In the Mood for Love (Aşk Zamanı, Kar Wai Wong, 2000).
3- Fight Club (Dövüş Kulübü, David Fincher, 1999).
4- Mulholland Dr. (Mulholland Çıkmazı, David Lynch, 2001).
5- Eyes Wide Shut (Gözü Tamamen Kapalı, Stanley Kubrick, 1999).
6- The Matrix (Matrix, Andry Wachowski, Larry Wachowski, 1999).
7- Trois couleurs: Rouge (Üç Renk: Kırmızı, Krzysztof Kieslowski, 1994).
8- Lost Highway (Kayıp Otoban, David Lynch, 1997).
9- Se7en (Yedi, David Fincher, 1995).
10- Eternal Sunshine of the Spotless Mind (Sil Baştan, Michel Gondry, 2004).
11- Fargo (Joel Coen, 1996).
12- Lola rennt (Koş Lola Koş, Tom Tykwer, 1998).
13- Funny Games (Ölümcül Oyunlar, Michael Haneke, 1997).
14- Spirited Away (Ruhların Kaçışı, Hayao Miyazaki, 2001).
15- Donnie Darko (Karanlık Yolculuk, Richard Kelly, 2001).

Bu sefer 15te beş tutmuş ama kendimi bu listeye daha yakın hissediyorum. Donnie Darko dışındakilere imzamı atarım; bir de üç renkten ben en çok maviyi severim. David Lynch karabasanlarının listeye girmesi çok hoşuma gitti.

02 Eylül 2009

Son 15 yılın en iyi filmleri

Yarım saat olmamıştı, kargodan beş yıldır abonesi olduğum Sinema dergisini alalı. sigarayaniklari.blogspot.com adresinden, Sinema dergisinin son 15 yılın en iyi filmlerini seçmek için bir anket başlattığını öğrendim. Hemen Arşiv.xls dosyamı açtım ve filmleri süzdüm. Yukarıdaki liste çıktı ortaya. Sinema dergisinin, bu şekilde okur anketlerini devam ettirmesini diliyorum.

20 Mayıs 2009

"Gran Torino" (2008)

Eastwood günümüzün en iyi hikaye anlatıcılarından (storyteller) biridir. Yormayan bir stili vardır. Filmlerde olaylar aktıkça izleyicide kademeli olarak bir büyülenme hissi oluşur. Kahramanları genelde alt-orta sınıf Amerikalılardır. Gran Torino da tipik bir Eastwood filmi. Gran Torino, Ford markasının ürettiği bir araba modeli. Filmde Eastwood canlandırdığı Kovalski karakteri gibi eskiyi, nostaljiyi simgeliyor. Bu filmde, Tarantino'nun çok sevdiği Vanishing Point (1971, Richard Sarafian) adlı unutulmaz filmdeki anti-kahraman Kovalski'ye bir gönderme var. O da tıpkı Gran Torino'daki Kovalski gibi mutsuz bir karakterdi ve bir araba ile gönül bağı vardı. Irkçılık her zaman sinemada iş yapan bir tema olmuştur. Bu film de ırkçılık temalı olduğundan dolayı, Eastwood'un en çok iş yapan filmi oldu. Ayrıca Eastwood'un oyuncu olarak görüldüğü son film. Ne kadar yaşlansa da bu büyük karizmayı izlemekten mahrum kalacağız. Film bende Million Dollar Baby'nin (Milyonluk Bebek, Clint Eastwood, 2004) bıraktığı etki kadar etki bırakmadı. Kovalski karakterinin değişimini çok inandırıcı bulmadım. Yine de Eastwood Eastwood'dur. Yaşayan en iyi yönetmenlerden biri.