Aşk Ölümden Soğuktur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aşk Ölümden Soğuktur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

04 Aralık 2011

"Katzelmacher" (1969)


Marie: Yunanistan'ın neresindensin? Hangi şehirden?
Jorgos: Piraeus.
Marie: Orada iş yok mu?
Jorgos: İş? Evet, ama yok para.
Marie: Nasıl olur? Eğer çalışırsan, para kazanırsın. Bu her yerde böyledir. 
Jorgos: Para? Evet, ama değil çok para.

Geçen ay İstanbul Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde, Türkiye'den Almanya'ya göç eden işçilerin deneyimleri temalı birçok etkinlik düzenlendi. Rainer Werner Fassbinder'in iki filmi de bu bağlamda gösterildi. Bu filmler yabancı düşmanlığı temalı filmlerdi. Birisi bu blogda defalarca anılan "Angst essen Seele Auf/Ali: Korku Ruhu Kemirir" (1974) adlı filmdi diğeriyse Fassbinder'in ilk filmi "Liebe ist kalter als der Tod/Aşk Ölümden Soğuktur"la aynı yıl çevirdiği "Katzelmacher"di. Arşivimde yer aldığı için etkinliğe katılmadım. Bu arada bu etkinliğe katılan birisinin filmle ilgili yaptığı şu yorum son zamanlarda okuduğum en yüzeysel iki yorumdan biriydi. Diğeri de şu. Katzelmacher, Almanca mavi kedi demekmiş. Yabancı işçiler için argoda kullanılan bir kelimeymiş. Bu filmde de mahalleye gelen Yunan bir işçinin nasıl da ufak çaplı bir infial yarattığına tanık oluyoruz. Richard Linklater'ın "subUrbia"sında (1996) olanlar burada da oluyor. Mahallede aylaklık eden işsiz gençler var. Hepsi bireysel kurtuluşun peşinde. Para, güç, güzellik, cinsel haz gibi metalara erişebilmek için her şeyi yapabilecek karakterdeler. Kendi aralarında bir dayanışma ruhu oluşturlarmış gibi bir atmosfer var ama işin aslı hiç de öyle değil. Birbirlerine karşı aslında güvensiz ve sevgisiz olan bu güruh, ortama nefret duygusunu yönlendirebilecekleri bir nesne, Jorgos, gelince ortak hareket ediyor gibi gözüküyorlar. "Katzelmacher", kompleksli ve çıkarcı düzen insanının bu eksikliklerini vicdanında aklayabilmek için linç kültürüne nasıl da kolay yakalanabildiğini, nasıl da kolay manipüle edilebildiğini bize anlatıyor. Bunun için ihtiyaç duyulan tetikleyici güç, çoğu zaman, doğuştan gelen farklılıklar yani din, mezhep, etnik köken gibi sağ ideolojilerin önem verdiği nitelikler. Jorgos da bu Alman banliyösü için Yunan olması dolayısıyla bir alien'dır (yabancı). Tam da aranan nesne. Böylece köpekler birbirlerini yerken, azınlık zenginliğine zenginlikler katmaya devam edecektir. Fassbinder; alabildiğine basit, iddiasız, camp (bu sefer gerçekten camp) bir sanat eseriyle alt sınıflar arasında sistem tarafından teşviklenen iti ite kırdırma (dog-eat-dog-world) olayını etkili bir şekilde göstermiş oluyor. Hemen hemen her Fassbinder filminde başıma gelen şey yani takdir etmekle beraber kafamın karışması olayı "Katzelmacher"i izledikten sonra da oldu. Fassbinder sinemasının çiğliklerine alıştım da yönetmenin klasik ahlakçı yanına bir türlü alışamıyorum. Bu filmde de Fassbinder en çok belaltı vuruyor. Güruhtaki bireylerin ne kadar da ikiyüzlü olduklarını seyirciye aktarmak için onların cinsel hayatlarına burnunu sokuyor. Kimilerini parayla seks yaptıkları için, kimilerini gizli eşcinsellik yaptıkları için, kimilerini arkadaşlarının aşklarına yan gözle baktıkları için, fantazileri için, kendilerine hakim olamadıkları için mahkum ediyor. Bunu yapan da Fassbinder. Yani bunların hepsini ve daha fazlasını kendi hayatında yapan Fassbinder. Sınıflı toplumlarda çürümüşlük hayatın her alanında var. Neden cinsellik söz konusu olduğunda bu insanlardan istikrar bekleniyor? Dün gittiğimiz kafede, yemek siparişi etmeden içki siparişini kabul etmeyen işyeri sahibi, karısını aldatan adamdan daha mı ahlaklı? Soruyorum sana Fassbinder. Yiğitsen, delikanlıysan çıkar belgeleriyle cevap verirsin. Veremeyen şerefsizdir!?!

03 Ekim 2010

Yan sanayi serseri aşık Fassbinder

29 Ocak'ta bundan sonra Jim Jarmusch'çuyum diye yazarken Fassbinder filmlerine de eğileceğimi yazmıştım. "Fox ve Arkadaşları" iyi bir filmdi. Yönetmenin İkinci Dünya Savaşı Üçlemesi'nin ilk iki ayağı olan "Die Ehe der Maria Braun/Maria Braun'un Evliliği" (1975) ve "Die Sehnsucht der Veronika Voss/Veronica Voss" (1982) adlı filmlerini de izledim bu arada, fakat bu iki filmin içine girmesi çok zordu. Alman tarihi ve kültürünü iyi bilmediğim için bu iki filmden yeteri kadar lezzet alamadım. Bu arada Fassbinder'in ilk uzun metrajı "Liebe ist kalter als der Tod/Aşk Ölümden Soğuktur"u izledim. Sanırım bu isimde, arabesk şarkıcı Bergen'in hayatını anlatan bir Türk filmi de mevcutmuş. Yalnız ve güzel ülkemden hırsızlığın bir örneği daha. Mafya ve suç dünyası fonunda üçlü bir aşk/arkadaşlık hikayesi "Liebe ist kalter als der Tod". İlk film olmasına rağmen tüm Fassbinder özelliklerini barınıdırıyor içerisinde. Fassbinder modern toplumun insanı dişlileri arasında öğüttüğünü düşünür ve bu eziyetin ilişkilerde de bir taraf tarafından yansıtıldığını göstermek ister filmlerinde. Bu filmde de gerek dugusal ilişki gerekse de arkadaşlık ilişkisi, içerilerinde bir sömürme barındırıyor. Kimse kimseyi rahat bırakmıyor. Kimsenin kimseye tahammülü yok. Fassbinder filmlerinde genellikle görülen ırkçılık temasından "Liebe ist kalter als der Tod"da nasibini bir Türk alıyor. Fassbinder'in kendisinin oynadığı Franz adlı kadın satıcısının bir Türk kadın satıcı tarafından öldürülmek istemesi üzerine, ekip harekete geçiyor ve Türkü öldürüyorlar. Sonrasındaysa Türkün ölümünün Alman otoriterler tarafından hiç de önemsenmediğini ama aynı olayda hayatını kaybeden Alman kız içinse Franz'ın sorgulandığını görüyoruz. Bütün bunlar bir yana "Liebe ist kalter als der Tod" çok enteresan bir sinemacının ipuçlarını vermesi açısından önemli bir ilk film. Ve kesinlikle bir biçim filmi. Jean-Luc Godard'ın "Breathless/Serseri Aşıklar" filmine hem içerik hem de biçim olarak oldukça benziyor. Fransız Yeni Dalga ve tiyatro etkileri filmde açıkça görülüyor. Umursamaz tavırlarıyla Fassbinder, omuzdaki kameradan Belmando'yu fazlasıyla andırıyor. Camp (kitschliğin bilinçli kullanılması) estetiği, Brecht etkisi ve Fassbinder'in fobilerle dolu alabildiğine kötümser Almanya'sı bu filmde bir araya gelmiş gibi duruyor. Fassbinder'e meraklıysanız mutlaka görmelisiniz, böyle bir merakı olmayanlarınsa görmek isteyebileceği bir film değil "Liebe ist kalter als der Tod".