23 Eylül 2008

Gross!


"Cannibal Holocaust" ve "Pink Flamingos" arşivimde bulundurmayı reddettiğim iki iğrenç film. Kurgu olup da en rahatsız edici sahneleri izleyebilen ben bu iki filmi izlerken zorlandım. "Cannibal Holocaust"tan başlayalım. Birçok ülkede yasaklı olan bu filmin uncut versiyonunu internetten bulup izledim. Yönetmen de yıllar sonra bu filmi çekmekten duyduğu pişmanlığı dile getirmiştir. Filmin kusuru kamera önünde canlı canlı hayvanların öldürülmesi idi. Geçenlerde Türk sinemasından en sevdiğim yönetmenlerden biri olan Reha Erdem'in ilk filmi "A Ay"ı izliyordum. 1989 yapımı filmde bir böceğin bacakları kopartıldı. Çok yadırgadım. Günümüzde film yapımcıları bu konuda çok daha hassaslar. Kesinlikle hiçbir hayvanın çekimlerde zarar görmesini istemiyorlar. Ama "Cannibal Holocaust"ta resmen holocaust hayvanlara yapılıyor. Dünyanın en önemli, en iyi filmini çekseniz bile bir karıncanın bile hayatına kastedemezsiniz. Bu cüreti kimse kendinde bulmamalıdır. Gelelim "Pink Flamingos"a. Ne desem ki? İzleyenler bilir...İzlemeyenler de izlemesinler. John Waters tersine bir estetik anlayışını benimsemişmiş. O'na şu soruyu sormak isterdim. Ne gerek var bu kadar iğrençliği insanlara göstermeye? Gerçekten ne gerek var? Bu iki filmin hayranı olup da sık sık izleyen insanları da anlayamıyorum. Ha ben sık sık "The Texas Chainsaw Massacre" filmini izlerim. Ama o tamamen kurgu. Bu iki filmi ise izledim ve bir daha izlemem, arşivimde de bulundurmamnokta